Pvp Server Tanıtımı,Pvp Server,pvp serverler
Sizleri Neler Bekliyor ?
-Foruma Üye Olarak Yeni Arkadaşlıklar Edineceksiniz.
-İnternette Zaman Geçirecek Bir Alanınız Olucak Ve Eğleneceksiniz.
-PvP Server Tutkunuysanız Pvp Serverlerde Yenilikleri Takip Ediceksiniz.
-Yeni Açılan Serverleri Anında Bulacaksınız .
-Gmlik Adaylığı Koyacaksınız.Serverinizi Tanıtacaksınız.
-Pvp Serverler Hakkında Herşey Bu Forumda Olucak.
Bunlardan Yararlanmak İçin Sizden Tek İsteyimiz Üye Olmanız Yada Giriş Yapmanız.


PvP Server Tanıtımı,Pvp Server,Pvp Server Hakkında Herşey,Online Oyunlar
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Peygamber Efendimizin Hanımları

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : 1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
YazarMesaj
AKBAY
Yönetici

Yönetici
avatar

Leader Point: : 206409
National Point : 249
Nerden : İstanbul
Mesaj Sayısı : 178
Ruh Hali : 10

MesajKonu: Peygamber Efendimizin Hanımları   Perş. Kas. 19, 2009 7:32 pm

Hazret-i Hatice-yi Kübra (r.a)

--------------------------------------------------------------------------------

Müminlerin Annesi...

Dört hatunun faziletleri bütün dünya hatunlarının faziletlerinden üstündür.


Meryem Bint-i İmran, Firavun'un karısı Asiye, Hatice bint-i Huveyled ve Fatma bint-i Muhammed"

Hz. Hatice, iki cihan serveri, Peygamber Efendimizin, temiz, iffetli, yüce ahlak sahibi hanımlarından ilki, müminlerin annesi.


Kureyş kavminden, babası Huveylid, annesi Fatıma. Baba ve anne tarafından soyu Peygamber efendimizin soyu ile birleşmekte.



Hz.Hatice ilk önce Varaka ibn-i Nevfel'e nişanlanmış ancak nikah
yapılmamıştır. İkinci kez künyesi Ebu Hale ve ismi İbn-i Nebbaş olan
bir zat ile nikahlanır. Ebu Hale'nin vefatından sonra Atik ibn-i Abid
ile evlenir. Atik'in de vefatından sonra amca oğlu Sayfi ibn-i Umeyye
ile evlenir. O'nunda ölümü üzerine dul kalır.

Hz.Hatice, ticaretle uğraşan zengin, haysiyetli, şerefli bir kadındı.
Ücretle tuttuğu adamlarla Şam'a ticaret kervanı düzenlerdi. bunlar
O'nun işlerini idare eder ve ticaretini yürütürlerdi .Hak teala
Hz.Hatice'ye bol dünya malı vermişti. Fakat ardı arkasına geçirdiği
sıkıntılı ve üzüntülü hadiseler onju dünyaya karşı soğutmuştu.

O zamanlar Zati saadetleri s.a.v.'in pak ve temiz ahlakı, namus ve haysiyeti dillere destan olmuş, bunun için de "EMİN" lakabı
ile anıla gelmekkteydi. Hz.Hatice bütün bunları hesaba katarak, büyük
bir istekle, kendilerini, ticaret işlerini idare etmek hususunda
vazifelendirmek için haber salar,
"Benim mallarımı Şam'a ***ürmek ve benim ticari işlerime bakmak
istersen, kendi kölem Meysere'yi senin yanına katarım ve Şam'a
gidersiniz. Ne kazanırsanız, başkalrına verdiğim haktan size daha
fazlasını veririm" der.

Zatı saadetleri kabul eder, ticaret mallarını yükletip Basra tarafına
doğru yola çıkar. Az bir müddet içinde mallarını iyi bir fiyatla satar.
Mekke'ye dönüp hesap görüldüğünbde her defasınınkinin iki misli kazanç
elde edildiğ i görülür. Hz.Hatice memnun olur o da konuşmuş olduğunun
iki misli ni verir.

Zatı Saadetleriyle Evlenmesi

Hz.Hatice, etraflıca bir araştırma daha yapar. Kendilerinde evlenme
arzusu başgösterir. Nefise isminde cariyesi ile haber gönderip,
isteğini iletir, alınan cevap üzerine haberi amcası Amr İbn-i Esed'e
ulaştırır.

Babası Ficar savaşında ölmüş bulunan Hz.Hatice'nin velisi bu amcasıydı
ve onun işlerinide o görürdü. Hazret-i Resul-i Ekrem s.a.v. amcası Ebu
Talib ve Amr İbni-i Esed her iki ailenin ileri gelenlerindendi. Aileler
o zamnın örf ve adetleri gereğince Hz.Hatice'nin evinde toplanır.
Nikahı Ebu Talib kıyar. Mehir olarak 500 altın mehir tesbit edilir.
Hz.Hatice o sıralar 40, Resulullah 25 yaşlarındaydı.

İslamiyet

Allah Resulüne ilk vahiy nazil olduğu zaman, korkarlar, gelip durumu Hz.Haticeye anlatırlar. Hz.Hatice.
"Sen doğru konuşursun, sılayı rahmi gözeten kimsesin, emanete dikkat
edersin, misafirperversin, halkın sıkınt8ılı ve üzüntülü zamanlarında
yardıma koşarsın, Hak Teala seni yalnız bırakmayacaktır."

Hz.Hatice (r.a), amcası Veraka İbn-i Nevfel'e gider, meseleyi anlatır.
Devrin meşhur Hristiyan alimlerinden olan Veraka anlatılanları
dinledikten sonra şöyle der.
"İşte bu Musa'ya görünen hususdur ki, şimdi de bunda zuhur etmiştir.
Keşki benim kudretim ve imkanım olsa da O kavminin arasında ortaya
çıktığı zaman kendisinin yardımına yetişebilsem. Keşki imkan olsa da
sizin kavminiz onu yerinden ettikleri zaman kendisine yardım
edebilsem."

Veraka bu sözleri söyledikten kısa bir zaman süre sonra vefat eder.
Resulullah'ın uzun bir müddet yardımcısı Hz.Hatice (r.a) olur. Derdini
yalnız o dinler. Birlikte gizli gizli ibadet ederler. Bütün imkanını
ona sunar, eline koluna kuvvet olur.

Sevgisi

Böyle bir bağlılıkla kocasına yönelen kadın elbetki onun rızasını alıp,
ona itaat eder, onun rahat etmesini, huzura kavuşmasını düşünür. Bu bir
yana Hz.Hatice (r.a.) öyle bir kadındı ki, dirayeti, zekası ve aklı ile
kocasına karşı yönelen her türlü fenalığın önüne geçmesini bilmiş,
kocasına muhalif bulunan müşriklere hadlerini bildirip, onların
şerrinden korumayı başarmıştı.

Vefatlarından sonra bile Resulullah daima onu övgüyle anardı. Bu konuda Hz.ayşe (r.a) şöyle der.
"Hz.Haticeye ne kadar gıpta ederim. Başka hiç bir kadına gıpta etmem.
Bir gün Resulullah'ın yanında Hz.Hatice'den bahis geçmişti. Bu benim
damarıma dokundu. Döndüm dedim ki, o yaşlı bir kadındı. Şimdi Hak Teala
sana daha iyisini ve daha güzelini vermiştir. Resulullah bu sözü
duyunca kederlendihatta kızdı. Kızgınlıktan tüylerinin diken diken
olduğunu hissettim. Şöyle buyurdular:
'Yemin ederim ki böyle değil. ben ondan daha iyi bir kadına kavuşmadım.
o iman getirmiş bir hatun idi. Onun iman getirdiğ i zaman halk bütün
bütün kafir idi. O beni kabul etti, beni teşvik etti, kendi malı ve
serveti ile bana yardım etti. Diğer karılarımdan ******m olmadığı halde
Hak Teala bana ondan evlat verdi."

Evet, Peygamberimiz Hz.Hatice haytta iken O'nun üstüne başka bir hanım almamıştı.

Ahlak ve Adetleri

Evlatlarına karşı çok şefkatli idi. Ev işlerini de hakkiyle bilen bir
hatundu. Peygamberimize karşı büyük hürmeti ve sevgisi vardı. Hem
peygamberliğinden önce hem sonrasında Resulullah ne buyurursa itiraz
etmeden kabul eylerlerdi.

Faziletleri ve Menkibeleri

Hz.Ebu Hureyr (r.a) rivayet eder, Allah Resulu buyurdu:
"Dört hatunun faziletleri bütün dünya hatunlarınınfaziletlerinden
üstündür. Meryem Bint-i İmran, Firavun'un karısı Asiye, Hatice bint-i
Huveyled ve Fatma bint-i Muhammed"

Bir ara Hz.Hatice Resulullah'ı aramak için dışarıya çıkmıştı. o sıra
bütün Araplar Zatı saadetlerine düşman idiler. Cebrail (a.s), kendine
bir adam kiyafetinde görünür. Acaba bu adam düşmanmıdır, değilmidir
diye Peygamberimizi ona sormaktan çekinir. Eve döndüğünde, Resulullah
dönmüştür, olayı anlatır. Zatı saaadetleri buyururlar:
"Senin gördüğün ve beni sormak istediğin o zatın kim olduğunu
biliyormusun? O Cebrail Aleyhisselam idi. Bana dönüp onun selamını sana
bildirmemi söyledi ki, cennette senin için incilerden yapılmış bir bina
hazırlanmıştır. Tabii orada böyle üzüntülü, sıkıntılı ve zahmetli
külfetli şeyler bulunmayacakır."

Bir ara Cebrail (a.s) Peygamberimizin huzuruna gelip:
"Hak Teala Haticeye selam eder. Sen bunu Hatice'ye ulaştırasın" Resulullah ulaştırır. Hz.Hatice:
"İnnallahe hüve's-selam. Hak Teala selamın ta kendisidir. Cebraile de Selam olsun. Sana da Selam olsun Ya Resulallah"

Bu vaka Hz.Haticenin dini ferasetine delalet eder. Burada cevabında "Ve Aleyhisselam" (O'na da selam olsun dememiştir.)

Sahabiler ilk başta namazda teşehhüd okudukları zaman Et-Tahiyyatü
Lillah demezler ve "es-selamü Al'llah" derlerdi. Peygamber efendimiz
böyle söylenmesini men ettiler ve buyurdularki; "Allah Teala'nın esasen
"Selam" ismidir. Bunun yerine "Ettahiyyatü lillah" deyiniz"

Bir ara Resul-i Ekrem (s.a.v) hasta olan kızı Hz.Fatime (r.a)'ı ziyaret eder. Buyurur:
- Kızım nasılsın?" Hz.Fatime arz eder:
- İyi değilim, hastayım, işin fena tarafı şu ki, evde yiyecek hiçbir şey de yok. Peygamberimiz buyurur:
- Kızım sen istemezmisin ki, dünyanın bütün kadınlarının hanımı olasın? Hz.Fatime arz eder:
- Babacığım, Meryem bint-i İmran ne idi? Peygamberimiz buyurur:
- O kendi devrinin kadınlarının hanımı idi, sen de kendi devrinin
kadınlarının hanımısın. Hatice de son devrin kadınlarının en iyisi ve
hanımıydı.

Evlatları

Hazret-i Hatice birbiri ardına üç kere evlenmek zorunda kalmış. Resul-i
Ekrem dördüncü beyleri olmuştu. Bu evliliklerinden aşağıdaki çocukları
doğmuştu:
1. Ebu Hale'den Hind isiml oğlan ******.
2. Atik'den yine Hind isimli kız ******
3. Sayfi'den Muhammed isimli oğlan ******.

Hz.Hatice'nin iki ******nun ismininde Hind olmasına binaen künyeside Ümm-i Hind olmuştur.

Resul-i Ekrem (s.a.v)'den de Kasım ve Abdullah isimli iki oğulları
olmuştur . Lakapları Tahir ve Tayyib idi ikiside İslam devrinde dünyaya
gelmişlerdi. Dört kızının ismleride; Zeyneb, Rukayye, Umm-i Kulsum ve
Fatime (r.a) dır. Kızların hepside İslamiyetten önce doğmuşlardır.
Erkek evladı Kasım emekleme devrinden kurtulmuş yürürken vefat etti.
Abdullah ise daha küçük vefat etti.

Vefatı

Hz.Hatice Resulullah (s.a.v) ile nikahlandıktan sonra 24 sene bir arada
yaşadı. Nübuvvetin sekizinci senesi, Hicretten üç sen önce, Ramazan
ayının başında vefat etti. O zaman daha namaz farz olmamıştı. Kendisine
Cenaze namazı kılınmamıştır. Çünkü bu hüküm nazil olmamıştır. Haccun
mezarlığına defn edildi Dünyada göremedik. Allah (C.C.) Cennetde görmek
nasip etsin. Bizi ona misafir etsin. Resulullah misafiri severdi O'da
Resulullah'ın sevdiğini severdi Şefaaatinden bizide nasiplendirsin.


Ha. Ayşe-i Sıddıyka (r.a)
--------------------------------------------------------------------------------

Müminlerin annesi...

Hz.Ebubekir (r.a.)'ın kızı. 612 yılında Mekke'de doğdu Annesi Ümmü
Ruman binti Amir Ibn Umeyr'dir. Çok küçük yaşta müslüman olmuştur.
Künyesi Ümm-i Abdullah dır. Resulullah ona "Hümeyra" lakabını vermiş;
"Dininizin yarısını bu Hümeyra'dan alınız" buyurmuşlardır.

Nikahı

Resulullah, ilk zevceleri Hatcetü'l Kübra hayatta iken başka bir
kadınla evlenmemişti. Ölümünden sonra bir müddet daha evlenmedi. Osman
İbn Maz'un hanımı Hz. Hule binti Hakim, Resulullah'a gelerek evlenme
konusunu dile getirdi. Resulullah kiminle evleneyim diye sorduğu zaman,
Hule:
-Kız da vardır dul kadın da vardır, hangisinmi istersiniz? Dul kadın
Sude bint-i Zema, kız ise Ebubekir'in kızı Ayşe. Emr ederseniz ben
gidip bir ağız yoklayayım.

Hule Zatı Risaletpenahilerinin gönlünün isteğini öğrendikten sonra
Hz.ebubekir'in evine geldi ve meseleyi kendisine anlattı. O zaman
Hz.Ebubekir (r.a.) Resulullah ile din kardeşi olarak sözleşmişti.
Cahiliye devrinde söz kardeşlerinin çocukları arasında nikah caiz
değildi. Bu yüzden Hz.Hule'nin sözüne Hz.Ebubekir (r.a.) hayretle:
-Resulullah benim söz kardeşimdir, bu nasıl olur? der.
Hule meseleyi Resulullah'a aktardığında Allah Resulü buyururlar:
-Ebu Bekir benim din kardeşimdir, bu şekilde kardeşler arasında nikah caizdir.

Hz.Ayşe'nin Resulullah'a nikahlanması 620 yılında oldu. Nikahın kıyılmasından iki yıl geçtikten sonra zifaf olmuştur.

Nikahını Hz.Ayşe anlatıyor:
"Ben nikah olacağım zaman çocuklarla oynuyordum. Annem benim evden
dışarı çıkmama bir şey demezdi. o zamana kadar benim nikahdan haberim
yokdu."

Hicret ve Resulullah'ın Evine Gidişleri

Resulullah Medineyi Münevvereye vardıktan sonra Zeyd İbni Harise ve
kölesi Ebu Rafi'i ile aile efradını getirtmek için görevlendirdi.
Bunlara iki deve ve ihtiyaçlarını tedarik etmek için 500 dirhemde para
verdiler. Bir hayli sıkıntıdan sonra Hz.Ayşe (r.a.) annesi ve
kızkardeşleriyle birlikte Medine'ye vardı ve Benu Haris mahallesinde
kendi akrabalarının ve yakınlarının yanına yerleşti.

Medine havası muhacirlere yaramamış, bir çoğu hastalanmıştı.
Hz.Ebubekir (r.a.) de ağır hastalanmış ve ona Hz.Ayşe bakmıştı.
İyileşmesinin ardından Ayşe rahatsızlanmış ve yatağa düşmüş,
hastalığının şiddetinden saçlarının tamamı dökülmüştü. Bir müddet sonra
bu hastalıklar atlatılmıştı. Hz.Ebubekir Resulullah'a haber göndererek
"Ayşe'yi niçin eve almadığını" sorar. Resulullah "Mehriyeyi ödemek için
paraları olmadığını" bildirirler. Bunun üzerine Hz.Ebubekir ödünç
olarak 500 dirhem ona verir. Zatı Saadetleri de bu parayı Hz.Ayşe'ye
gönderir.

Bu şekilde Hz.Ayşe (r.a.) koca evine gitme hazırlığı başlar. 623 yılında Şevval ayında Resulullah'ın evine gelir.

Hz.Aişe, Medine'de Peygamberimizin muharebelerine katıldı ve diğer
sahabe hanımları gibi harpte yaralıların tedavisiyle bizzat uğraştı.
Uhud gazasında sırtında su ve yiyecek taşıyıp yardım için Peygamber
Efendimizin herp yanında kalmıştı. Hatta, peygamberimizin Uhud'da
müşrüiklerin taşlarıyla yaralanan mübarek yüzlerine, hasır yakıp,
külünü basarak kanlarının durmasını sağlamıştı. Hz.Aişe bir ara Uhud'da
kılıçla cepheye gitmek istemişse de, Resulullah buna müsaade
etmemiştir.

İftira

Hz. Aişe (r.a) anlatıyor:


Resulullah (s.a.v) sefere çıkmak istediği zaman, kadınları arasında
kura çeker, hangisinin ismi çıkarsa onunla giderdi. Benî Mustalik
gazasından önce yaptığı gazada da aramızda kura çekti, benim ismim
çıktı, bundan dolayı Resulullah ile beraber çıktım ve bu, hicab
(örtünme) âyetinin indirilmesinden sonra idi. Onun için bir hevdece
(deve üzerine konulan kapalı taşıyıcıya) konuldum, dönüşte Resulullah
Medine'ye yaklaşınca bir yerde konakladı, sonra da yola çıkmaya nida
ettirdi. Yola çıkmaya seslendikleri sırada ben kalktım ve yürüyüp
ordugahı geçtim, tuvalete gittim, yerime dönerken göğsümü yokladım, ne
göreyim Zafâr boncuklarından bir dizim vardı, kopmuş düşmüş, bunun
üzerine döndüm, kaybolan dizimi aradım, bunu aramak beni alıkoydu.

Benim yol nakliyemi yapmakta olan grup varmışlar, hevdeci yüklenmişler
ve beni içinde zannetmişler. Çünkü hafif idim, henüz küçük yaşta bir
taze idim; beni hevdecte sanmışlar, deveyi çekmişler gitmişler.
Döndüğüm zaman orada kimseyi bulamadım, bundan dolayı belki beni aramak
için dönerler dedim, oturdum. Derken uyumuşum, Safvân b. Muattal
ordunun arkasına kalır, insanların eşyalarını araştırır, bir şey kalmış
ise kaybolmaması için diğer konak yerine ***ürürdü, beni görünce
tanımış "Allah'tan geldik ve yine O'na döneceğiz" (Bakara, 2/156)
demesiyle uyandım, hemen feracemle yüzümü örttüm, devesinden indi, ben
bininceye kadar çekildi, bindim. Sonra deveyi çekti, yürüdü, öğle
sıcağında orduya yetiştik; inmişler, bağrışıyorlardı. İndikleri zaman
beni bulamadıklarından insanlar çalkalanmış, o sırada imiş ben
üzerlerine varıverdim, artık herkes beni konuşmuş. Beni lakırdıya
almış, helak olan helak olmuş.

Resulullah Medine'ye ayak bastı ve bana bir ağrı, sızı meydana geldi.
Fakat rahatsız olduğum zamanlar Peygamber (s.a.v) den tanıyageldiğim
alaka ve lütfu bu defa görmedim, ancak yanıma giriyor, "nasıl o?"
diyordu. Bu beni işkillendirdi, henüz söylenen sözlerden haberim yoktu,
nihayet nekahet dönemine geldim. Bir gece Mıstah'ın annesi ile
hacetimiz için dışarı çıktım, işimiz biter bitmez yine Mıstah'ın annesi
ile odama doğru döndük. Derken Mıstah'ın annesi mırtı, yani yün çarşafı
içinde sürçtü dedi. Ben buna itiraz ettim. "Bedir'de bulunmuş bir zata
sövüyor musun?" dedim, "Haberin yok mu" dedi, "ne var" dedim. "Ben
dedi, şehadet ederim ki, sen hakikaten "Habersiz mümin hanımlar" dansın
. Sonra ifk'çilerin dediklerini anlattı. Derhal hastalık üstüne
hastalığım arttı, hemen ağlayarak döndüm.

Sonra Resulullah girdi ve "nasıl o?" dedi. "Bana izin ver ,ana babamın
yanına gideyim" dedim. İzin verdi, ben de anama babama gittim. Anneme:
"Ey anne, dedim, insanlar neler söylüyorlar?" "Kızcağızım! dedi,
kendini üzme, vallahi bir erkeğin yanında sevgili parlak bir kadın
olsun ve ortakları bulunsun da aleyhinde çok laf etmesinler, pek azdır.
Daha dedi, bu ana kadar söylenilen sana malum olmadı mı?" Ben ağlamaya
başladım ve bütün gece sabahı ettim, yine ağlıyordum. Ağlarken babam
yanıma geldi, anneme, "bu niye ağlıyor" dedi. "Bu ana kadar
söylenilenden bilgisi yokmuş" dedi. Babam da ağladı. "sus kızım" dedi.
O gün durdum, göz yaşım dinmiyordu, ana babama ağlamak ciğerimi
parçalayacak gibi geliyordu. İkisi de yanımda oturmuş, ben ağlıyorken
Resulullah (s.a.v) üzerimize geliverdi, selam verdi, sonra oturdu.
Hakkımda söylenilen söylenileliden beri yanımda oturmamıştı ve bir ay
olmuş Allah Teâlâ ona benim bu işimle ilgili vahiy indirmemişti.

Sonra dedi ki: "Ey Aişe! Hal önemli, senden bana şöyle şöyle söz
yetişti, şimde sen bu durumdan temiz ve beri isen Allah, muhakkak seni
aklayacak ve eğer bir günaha düştünse Allah'a istiğfar ile tevbe et.
Çünkü kul tevbe edince Allah Teâlâ tevbeyi kabul eder." Ne zaman ki
Peygamber (s.a.v) konuşmasını bitirdi, göz yaşlarım boşandı, sonra
babama "Tarafımdan Resulullah'a cevap ver" dedim. "Vallahi ne
diyeceğimi bilmiyorum." dedi. Bunun üzerine anneme, dedim, "Tarafımdan
Resulullah'a cevap ver." O da "Vallahi ne diyeyim, bilmiyorum, dedi.
Ben henüz küçük yaşta bir taze idim, Kur'ân'dan çok okuyamazdım. Yani
çok delil getirebilecek halde değildim. Dedim ki: "Vallahi ben anladım.
Siz bunu işitmişsiniz, hatta gönüllerinizde yer etmiş, inanmışsınız.
Şimdi ben size beriyim desem inanmayacaksınız ve eğer benim muhakkak
tertemiz olduğumu Allah bilip dururken size kötü bir itirafta bulunsam
hemen tasdik edeceksiniz .Vallahi benimle size başka bir mesel
bulamıyorum, ancak Yusuf'un babası o salih kulun ki ismini
zikretmemiştim dediği gibi "Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır.
Sizin anlattığınıza göre, yardımına sığınılacak ancak Allah'tır"
(Yusuf, 12/18) dedim, sonra dönüp yatağıma yattım.

O halde ben vallahi biliyordum ki, Allah Teâlâ muhakkak beni temize
çıkarır. Fakat vallahi, hakkımda vahy-i metlüvu (Kur'ân âyet)
indireceğini zannetmiyordum. Benim işim nefsime göre, Allah Teâlâ'nın
öyle okunup tilâvet olunacak bir emir ile tekellüm buyuracağı dereceden
çok hakir idi. Ve fakat umuyordum ki, Resulullah uykuda bir rüya görür
de Allah, beni onunla temize çıkarır. Allah bilir ya, Resulullah
yerinden kalkmamıştı, ehl-i beyit'ten kimse de dışarı çıkmamıştı. Allah
Teâlâ, Peygamberine vahyi indiriverdi, ona vahyedilirken olagelen hal
hemen geliverdi ki, kış günüde bile vahyin ağırlığından dolu danesi
gibi ter dökülürdü. Bunun üzerine, bir örtü örtüldü ve başının altına
bir yastık konuldu. Vallahi ben telaş etmedim, aldırmadım, çünkü
beraatimi, suçsuzluğumu biliyordum. Fakat Resulullah açılıncaya kadar,
insanların dediklerine hak verecek bir vahiy gelivermek korkusundan,
anamın babamın canları çıkacak zannettim.

Ne zaman ki Resulullah açıldı, gülüyordu, ilk söylediği kelime şu oldu:
"Müjde ey Aişe! Rahat ol, vallahi Allah, seni kat'î olarak akladı"
dedi. "Hamd, Allah'a; ne sana, ne de ashabına" dedim. Annem, dedi "Kalk
ona!" Ben, "Vallahi ne ona kalkarım, ne de beraetimi indiren Allah'dan
başkasına hamd ederim" dedim. Burada Allah Teâlâ den itibaren on âyet
indirmişti. Bunun üzerine Ebu Bekir "Vallahi bundan sonra artık
Mıstah'a infak etmem" dedi. Çünkü ona yakınlığı ve fakirliği sebebiyle
nafaka veriyordu. Bu sebeple de Allah Teâlâ şu âyeti indirdi.
"İçinizden faziletli olanlar (yakınlara...) vermemeye yemin etmesinler.
Allah'ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız?" (Nur, 24/22) , Bunun
üzerine Ebu Bekir de "Evet, vallahi, Allah'ın beni mağfiret etmesini
severim" dedi Mıstah'a yine nafakası verilmeye devam edildi. Netice
olarak özrüm nazil olunca Resulullah kalktı minbere çıktı, bunları
anlattı ve Kur'ân'ı okudu ve minberden indiği vakitte Abdullah b.
Ubeyy'e, Mıstah'a, Hamne'ye ve Hassan'a had cezası vurdu.

Resulullah'ın Vefatı

Peygamberimiz (s.a.s) 632 senesinde hastalandı. bu hastalığı onüç gün
sürdü. Bu sürenin beş günlük bölümünü diğer hanımlarının yanında sekiz
günlük bölümünü ise Hz.Aişe validemizin evinde geçirdi. Haziran ayının
beşinde pazartesi günü öğleden önce, mübarek başı, Hz.Aişe validemizin
göğsüne yaslanmış olarak vefat etti. Resulullah'ın vefatınmdan sonra
Ashab-ı Kiram, Hz.Aişe vaidemize "müminlerin annesi" adını vererek, ona
büyük hürmet göstermişlerdir.

Resul-i Ekrem (s.a.s) in Hz.Ayşe'ye muhabbeti fazla idi. Resulullah buyurdu:
"Hak Teala ile benim aramda bulunan meselede -kadınlar arasında
eşitliği gözetmek hususunda- imkanı olduğu nisbette dikkat edip
adaletten ayrılmadım. Fakat Ayşeye karşı sevgimin fazla olmasına mani
olmak kudret ve imkanım dahilinde değildir. Hak Teala bunun için beni
afv eylesin.

Son Kırk Yılı

Resulullah'ın vefatından sonra kırk yıla yakın bir müddet daha yaşamış
ve pek çok hadis rivayet etmiştir. Hz. Âişe'nin bu son kırk yıllık
hayatındaki en önemli olay; Cemel Vak'ası'dır. Hz. Osman'ın karışıklık
çıkaran entrikacı asiler tarafından şehid edilmesinden sonra halîfe
olan Hz. Ali, katilleri bulmak ve kısas yapmak hususunda günün şartları
gereği olarak sabırla hareket etmeyi uygun bulmuştu. Bu yumuşak
davranıştan yüz bulan asiler taşkınlıklarını artırarak fenalıklarına
devam ettiler.

Durum böyle endişe verici bir hâl alınca Ashâb-ı Kiram'ın büyüklerinden
bir kısmı (Talha, Zübeyr...) Mekke'ye giderek o sırada hac için orada
bulunan Hz. Âişe'yi ziyaret edip, olaylara el koymasını ve kendilerine
yardımcı olmasını istediler. Hz. Âişe de; acele etmemelerini, sabırla
bir köşeye çekilip Hz. Ali'ye yardımcı olmalarını tavsiye etti. Ashâb-ı
Kirâm'ın büyükleri de Hz. Âişe'nin tavsiyesine uyarak, askerleriyle
Irak ve Basra'ya gitmeyi uygun gördüler. Hz. Âişe'ye de: "Ortalık
düzelinceye ve halifeye kavuşuncaya kadar bizimle beraber bulun, bize
destek ol, çünkü sen müslümanların annesi ve Resulullah'ın muhterem
zevcesisin, herkes seni sayar dediler. Hz. Âişe de, müslümanların rahat
etmesi ve Ashâb-ı Kirâm'ın korunması için onlarla birlikte Basra'ya
hareket etti.

Bu gidişi asiler, Hz. Ali'ye başka türlü anlattılar. Bu arada Hz.
Ali'yi de zorlayarak Basra'ya gitmesini sağladılar. Hz. Ali de Basra'ya
gelince Hz. Âişe'ye bir haberci yollayarak, olaylar ve yolculuğu
hakkındaki düşüncelerini sordu. Hz. Âişe, fitneyi önlemek ve sulhu
sağlamak için Basra'ya geldiğini; öncelikle katillerin yakalanmasını
istediklerini halife Hz. Ali'ye bildirdi. Bu görüşü Hz. Ali de uygun
bularak sevindi. Memnun olan her iki taraf üç gün sonra birleşmeyi
kararlaştırdılar.

Bu barış haberini ve memnunluğu işiten münafıklar birleşmeye engel
olmak için, gece karanlık basınca, her iki tarafa da ayrı ayrı
askerlerle saldırdılar. Taraflara da: "Bakın, karşınızdakiler sözünde
durmadı" deyip bu gece baskını ile ortalığı karıştırdılar. Karanlıkta
neye uğradıklarını bilemeyen müslümanlar harb etmeye başladılar. Her
iki taraf da karşısındakini suçluyordu. İşte bu iki müslüman grup
arasında meydana gelen çatışmaya Cemel vak'ası denir.

Bu vak'ada Hz. Aişe'nin ictihadı Hz. Ali'nin ictihadına uymamıştı. Buna
rağmen galib olan Hz. Ali, müminlere anneliği Kur'an-ı Kerim ayeti ile
sabit olan Hz. Aişe'ye ikram ve izzette bulundu. "Ali'yi sevmek
imandandır." hadisini haber veren Hz. Âişe de Hz. Ali'yi çok severdi.
Daha sonra Hz. Ali'nin şehâdetine üzüldü ve çok ağladı. Çünkü,
sahâbiler birbirlerini çok severlerdi.

Hayatının son devrelerini müctehid olarak bilhassa kadınlara mahsus
hallere dair fıkhî hükümlerde fetvalar vererek geçirdi. 676 yılında
Medine-i Münevvere'de vefat etti. Cenazesini Ashâbtan Ebû Hureyre
(r.a.) kıldırdı. Vasiyyeti üzerine Medine'de el-Bakî' kabristanına
defnedildi.

Giyimleri

Kırmızı gömlek ve siyah örtü giymekle beraber, turuncu elbiseyi tercih
ederdi. Ehrama girerken altın yüzük taktığı sarı elbise giymiş olduğu
görünmüştür. Arada sırada ipek de giyerdi. Çok kanaatkar olduğu için
yalnız bir çift ayakkabısı vardı, bunu temizler temizler giyerdi.
Bir fistanı vardı, kıymet itibarı ile 5 dirhem ederdi, fakat bu fistan
zamanında o kadar kıymetli idi ki gelinler, düğünlerinde gelir bunu
emanet alırlardı.
Elbise hususunda çok titiz idi, bir ara yeğeni Hafza ince bir başörtü
ile yanına gelmişti. Hz.Ayşe onun baş örtüsünü tutup buyurdu:
"Sen bilmiyormusun Cenab-ı Hak Sure-i Nur da ne buyurmuştur?" Sonra kendisine kalın bir başörtüsü verdi.

İlmi ve İçtihadları

Hz. Ayşeden baş diğer hatunlarıda Resulullah'ın mubarek ağızlarından
bire çok söz duymuşlarsa da, hiç biri bu sözün hakiki ruhuna Hz.Ayşe
gibi nüfuz edememişlerdir.

Hz.Ayşe körü körüne taklide muhalifdi.

Kadınlar camiye gidebilir mi?


Resulullah kadınların camiye gelip de, camide namaz kılmalarına müsaade
etmiş olduklarından. Hz.Aişe bu işin daimi olarak caiz olduğuna karar
vermiştir. Fakat Hz.Aişe kadınların dönem içinde camiye gitmelerinin
mahzurlu olabileceğini işaret ederek "Resulullah bu hususu hissetmiş
olsalardı, her halde o zaman kadınların camiye gitmelerini men ederdi.
Nitekim İsrail oğullarının kadınları men edilmişlerdir" dedi.

İslamda ibadetlere şirk karıştırmaktan men eylemede titiz idi.

Kabenin örtüsü kullanabilinir mi?


Kabe'nin anahtarcı başısı olan Şeybe İbn-i Osman bir ara, Kabe'nin
örtüsünü kaldırdıktan sonra pis ve kirli ellerle tutulmasın
diye:"Toprağa gömelim" diyince. Hz.Ayşe bunun Kabenin örtüsünün zamanla
mukaddesleştirileceğinide göz önüne alarak, uygun görmedi ve buyurdu:
"Kabe'nin örtüsünü istediğiniz gibi kullanırsınız, isterseniz satar,
onun parasını da fakire fukaraya verirsiniz"

İlim elde etmekle kalmamış, bir çok meselede de içtihad etmişti.





Hazret-i Zeyneb bint-i Huzeyme (r.a)



--------------------------------------------------------------------------------

Müminlerin annesi...

İsmi Zeyneb. Lakabı Ümmül-Mesakin (fakirler anası).İlk evliliği
Abdullah Ibn-i cuhuş ile olmuş. Hicretin 3. yılında Uhud gazasında beyi
şahit olunca, aynı sene Resulullah ile nikahlanlandı. Ancak bu
birliktelik üç ay sürdü. ahiret seferine çıktı. Hz.Zeyneb,
Hz.Hatice'den sonra Resulullah'ın hayatta iken vefat eden ilk
hanımıdır. Vefat ettikleri zaman, 30 yaşlarındaydı.


Cenaze namazını bizzat Zatı Risaletpenahileri kıldırdı. Bakıy mezarlığına defnedildi.

Gerek Cahilliye, gerekse İslami dönmede fakirlere çok acıdığı, onlara
karşı merhametlive şefkatli davrandığı, karınlarını doyurup sadaka
verdiği için Ümmül-Mesakin diye isimlendirilmişti
İslam'ın belki de hicretin üçüncü yılından itibaren yayılmasında
oynadığı küçümsenmeyecek bir rolü bulunmaktadır. Hz.Zeyneb'in kabilesi
Amir b.Sas'a, o dönem Arabistan'ın en kuvvetli kabilelerinden biri idi.
Bu kabilenin İslam ile olan münasebetleri, hicretinüçüncü senesinde,
müslüman tebliğcilerin şehit edilmesi edilmesi ve bilahere bu kabileden
iki müslümanın bir müslüman tarafından (islamı kabul ettiklerini
bilmeden) öldürülmesi üzerine acıklı bir şekilde bozulmuştu. Bu büyük
kabilenin İslam'a karşı taşıdığı düşmanlığın devam etmemesi için bir
şeyler yapmak gerekiyordu. Bu sebeple daha önve evlenip, dul kamış olan
ve menvi tesiri herkes tarafından kabul edilen Zeyneb'le evlenen
Resulullah bu düşmanlığı ortadan kaldırmayı hedeflemişti. Böylece o
kabilenin, islam'a karşı olan kin ve düşmanlığı de bir ölçüde
hafifletilmiş olacaktı.

Hz.Zeynep binti Hüzeyme hakkında 3 aylık kısa birsüre içinde bizlere
intikal eden pek fazla bir şey bulunmamaktadır. Hiç çocukları
olmamıştır.


Hazret-i Zeyneb bint-i Cahş r.a.

--------------------------------------------------------------------------------
Müminlerin annesi...

İsmi Zeyneb, künyesi Umm-i Hakem. Beni Esed kalesine mensup idi. Anne
tarafından Resulullah'ın akrabasıdır. Annesi, Peygamberimizin halası,
Ümeyme binti Abtülmuttalib'tir. Babası Mekke'ye dışarıdan gelip
yerleşmiştir. Mekke'de 588 yılında doğmuştur. Hicretin beşinci yılında
Zatı Saadetleriyle evlenmiştir.

Zeynep binti Cahşr.a., Hz.Peygamberin hanımları arasında hakkında İslam
düşmanları ve bilhassa Hristiyanlar tarafından en fazla gürültü
koparılanıdır. Onun gerek ilk evliliği gerekse, ikinci evliliği farklı
çevrelerce değişik şekilde yorumlanmış ve daima gündemde kalmıştır.
Hz.Zeyneb'in Resulullah ile olan evliliğini anlayabilmek için tarihi ve
sosyolojik bazı gerçekleri çok iyi bilmek gerekir. Aksi takdirde yanlış
bir değerlendirme yapılmış olur. Çünkü o zamana kadar bir din haline
gelmiş bulunan adetler kaldırılmaktadır.

İlk evliliği

Köklü ve değişmez bir gelenek olarak üst tabakaya mensup, asil ve
zengin kızların fakir ve kölelerle evlenmesi yasaktı. Ancak
Hz.Zeyneb'in ilk kocası Hz.Zeyd İbn-i Harise r.a. Resulullah'ın azadlı
kölesiydi. Bu zatı, Zatı saadetleri evlatlığa kabul edip, azat etmişler
ancak o Resulullah'ın yanından ayrılmamışlardı. Resulullah'ın emirleri
gereğince, Hz.Zeyneb r.a. ile evlendiler. Fakat bu çok acayip bir
durumdu. Hiç alt tabakadan biri hemde azatlı bir köle asil bir aile
kızı ile evlenemezdi. Fakat, İslamiyet, insanlar arasında eşitlik ve
birlik hükmü ortaya koyunca, böyle bir cahiliye geleneğinin ortadan
kalkması gibi tabi bir şey ne olabilirdiki? Resulullah (s.a.v) bu
uygulama ile, İslam da insan eşitliğini ortaya koyuyordu.

Bilindiği gibi Allah elçisinin en önemli tebliğ metotlarından biri de
Allah tarafından gelen emir ve yasaklar önce kendisinde uygulaması,
şayet bunları kendi şahsında uygulama imkanı yoksa veya böyle bir
imkanı bulamamışsa, o emir ve yasakları en yakın akrabalarına
uygulaması idi.


Bu uygulama doğrultusunda; Resulullah (s.a.v.) halası "Ümeyye binti
Abdulmuttalib"in kızı Zeyneb binti Cahş'i, Zeyd b. Hârise'ye
birbirleriyle evlenmek üzere aday olarak belirler, Zeynep Zeyd
kölelikten azad edilmiş olduğundan dolayı kendine denk saymaz ve ona
varmak istemez..

...ve Cenab-ı Hak buyurur:


"Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min bir erkek ve mü'min
bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim
Allah'a ve Resûlü’ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir
sapıklıkla sapmıştır." (1)


Bunun üzerine Zeyneb, Allah ve Resulünün emrine itaat etmek için Zeyd
ile evliliği kabul eder. Hz.Zeyneb r.a., şahsı için değil, İslamını
hükmünü herkes anlasın, diye rıza gösterir ve evlenir.

Evliliğin üzerinden bir sene kadar geçmiş olay bir örnek olmuş kök salmıştı.


Ancak, Hz.Zeyneb r.a sırf Resulullahın emrine itaatla Zeyde varmış,
fakat gereği gibi ısınamamıştı. Ara sıra Peygamber'e akrabalığından
dolayı şerefli olması ve asaletiyle övünerek Zeyd'e karşı büyüklenmek
istiyordu. Gerçekten kumandanlığa layık olarak yaradılmış olan Zeyd
buna bir süre sabretti ise de Resulullaha varıp Zeyneb'den ayrılmak
istediğini arz eyledi. Resulllah (s.a.v.)da bunu nefsinde uygun gördüğü
halde, birdenbire müsade etmeyip buyurdular ki:
- Hanımını kendine sıkı tut Ve Allah'tan kork. Kadını boşamanın,
önemsiz bir mesele olmadığını, Allah katında sorumluluk getiren bir iş
olduğunu düşün, Allah katında helallerin en çirkini boşamadır.

Zatı Saadetleriyle Evliliği
İslam'dan önceki Cahiliyye döneminde yaşayan güçlü örf ve geleneklerden
biri de evlatlığın öz evlat gibi muamele görmesiydi. Hatta bu sebeple
başlangıçta Zeyd b. Harise'y "Zeyd bin Muhammed" deniyordu. Yani
"Muhammed'in oğlu, Zeyd". bu anlayışa göre hareket edildiği takdirde
elbetteki öz evlat ile baba arasındaki hükümler neyi gerektiriyorsa
evlatlık ile baba arasındaki hukuk bunu gerektiriyordu. Evlatlığın
hanımın evlatlığı, öz oğlun hanımlığı gibi kabul ediliyordu.


... ve sıra bu kötü adetin ortadan kaldırılmasına gelmişti.

Cenab-ı Hak buyuruyor:


"Onları (evlat edindiklerinizi) babalarına nisbet ederek çağırın; bu,
Allah Katında daha adildir. Eğer babalarını bilmiyorsanız artık onlar,
dinde sizin kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata olarak
yaptıklarınızda ise, sizin için bir sakınca (bir vebal) yoktur. Ancak
kalplerinizin kasıt gözeterek yaptıklarınızda vardır. Allah,
bağışlayandır, esirgeyendir...." (2)


Bu ayeti kerimenin nuzülünden sonra Zeyd'de, Zeyd b. Harise diye
çağrılmaya başlandı. Evlatlık müessesinin böylece, Kur'an-ın emri ile
kaldırılması ile bunun bir kalıntısı olan "evlatlık hanımlarının, evlat
edinenler tarafından alınamayacağı" anlayışınında ortadan kaldırılması
gerekiyordu. Bu durum için en uygun durumda olan bu sefer Resulullah
idi. Ortaya çıkacak fitne ve dedikodudan çekiniyordu. Ama İslam'ın
gerektirdiği bu prensip, kesinlikle kendisi üzerine uygulanacaktı.


Cenab-ı Hak buyuruyor:


"Hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet
verdiğin kişiye: "Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın" diyordun;
insanlardan çekinerek Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı
tutuyordun; oysa Allah, Kendisi'nden çekinmene çok daha layıktı. Artık
Zeyd, ondan ilişkisini kesince, Biz onu seninle evlendirdik; ki
böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri
(kadınları boşadıkları) zaman, onlarla evlenme konusunda mü'minler
üzerine bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir." (3)


Hz.Zeyneb r.a. Resulullah'ın emriyle Zeyd ile evlenmeğe razı olmuş ve
sonra da boşanmıştı, çok üzüldü. Zatı saadetleri, onun gönlünü almak
maksadıyla kendisi onunla nikahlamaya karar verir. Kendisi için isteme
görevide iddeti bitince Zeyd b. Harise verilir. Zeyde bu görev
başlangıçta çok ağır geldiysede, görevi yerine getirmiştir. Zeyneb bu
konuda Allah'ın emrini beklediğini söyler bunun üzerine yukarıdaki
ayeti kerime nazil olur. Nikah işi hemen tamamlanır. Resulullah
beklemeksizin Hz.Zeyneb'in yanına gelirler. Bu arad düğüne icap edenler
yemeklerini yemiş, oturmakta çene çalmaktaydılar. Müslümanlar devamlı
gidip geliyorlar, vakit geçtikçe geçiyordu. Resulullah bu durumdan
müzdarip olmasına rağmen bir şey diyemiyordu. Tam o sırada vahy nazil
oldu:


"Ey iman edenler (rastgele) Peygamberin evlerine girmeyin, (Bir başka
iş için girmişseniz ille de) yemek vaktini beklemeyin. (Ama yemeğe)
çağrıldığınız zaman girin, yemeği yiyince dağılın ve (uzun) söze
dalmayın. Gerçekten bu, peygambere eziyet vermekte ve o da sizden
utanmaktadır; oysa Allah, hak (kı açıklamak)tan utanmaz. Onlardan
(peygamberin eşlerinden) bir şey isteyeceğiniz zaman, perde arkasından
isteyin. Bu, sizin kalpleriniz için de, onların kalpleri için de daha
temizdir. Allah'ın Resûlü’ne eziyet vermeniz ve ondan sonra eşlerini
nikahlamanız size ebedi olarak (helal) olmaz. Çünkü böyle yapmanız,
Allah Katında çok büyük (bir günah)tır." (4)

Bundan sonra Resulullah evlerinin kapısına perde astılar. Hz.Zeyneb'in
düğününde Resulullah bir keçi kestirmiş ve gelen misafirlere ikram
ettirmişti.

Bir gün Hz.Zeynep r.a. Peygamberimize arz eder.
-Ya Resulullah, ben sizin diğer karılarınızın hiç birine benzemem. Bu
hatunlarınızın hiç birisi benim gibi değildir. Bunların hepsinin de
nikahlarını, babaları, kardeşleri, yahut da aileleri veya velileri
kıydırmışlardır. Yalnız benim nikahım Melekutte kıyılmış ve zevceliği
Hak Teala tarafından size bildirilmiştir"

Münafıkların "Oğlunun hanımını nikahladı" dedikodularına Cenab-ı Hak şu ayet-i kerime ile cevap verdi:


"Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak O,
Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, herşeyi
bilendir." (5)



Ahlak ve Adetleri

Çok cömert ve eli açıktı. Fukaranın dayanağı idi. Elinden iş gelirdi.
Kendi eliyle deri işler, hazırlar ve bundan da para kazanırdı,
kazandığınıda fakirlere dağıtırdı.

Hz.Ömer r.a. zamanında kendisine onbin dirhem geçim masrafı tayin
edilmişti. Fakat bu parayı sadece bir kez aldı ve şöyle dedi:
"Ya Rabbi, gelecekte böyle paralar benim yanımda bulunmasın zira para
demek fitne demektir" Aldığı parayı hemen fakirlere dağıttı. Hz.Ömer
bunun üzerine "Bu hatun büyük hayır sahibidir" deyip bu sefer
dağıtmaması elinde tutması haberiyle bin dirhem daha gönderir.
Hz.Zeyneb ise o parayıda fakirlere dağıtır.

Hz.Ayşe r.a. buyuruyor:
"İster dini muameleler olsun, ister takva ve sadakat olsun, ister
sıgayı rahim olsun, ister cömertlik ve fedakarlık olsun, Zeyneb'den
daha iyi hiç bir hatun yoktur"

Resulullah şöyle buyurmuştu:
"Bana en çabuk ve erken olarak kavuşacak olanınız, eli en uzun
olanınızdır" Eli en uzun olmamasına rağmen Zatı saadetlerine ilk önce o
kavuştu, uzunluktan maksadın onun eliyle kazandığını, sadaka ve hayrata
sarf etmesi olduğu ortaya çıktı.

Vefatı

641 yılında vefat etti. Ölmeden önce, kefenini hazırlamıştı. Hz.Ömer
ona ikinci bir kefen gönderdi. Hazırladığı kefen sadaka olarak verildi.
Vasiyeti üzerine mezara kadar Resulullah'ın tabutunda ***ürüldü. Cenaze
namazını Hz.Ömer r.a. kıldırdı. Java o kadar sıcaktıki mezarı üzerine
çadır kuruldu.


Hazret-i Ümmü Seleme (r.a)



--------------------------------------------------------------------------------

Müminlerin annesi...

İlk hicaba giren hanım ...

Asıl adı Hind'dir. Oğlu Seleme'den dolayı, Ümmü Seleme diye
adlandırılmıştır. Babası Ebu Umeyye bint-i Mugayre İbn-i Ömer İbn-i
Mahzun, annesi Atik bint-i Amir İbn-i Rabia İbn-i Malik Kinaniye idi.

İslamiyete intisabı

Kocasıda kendiside ilk müslümanlardandı. Nübüvvetin ilk günlerinde
halkın keşmekeş olduğu zamanlarda, Hakkın nerede olduğunu anlayıp İslam
halkasına girmişti
İlk Evliliği

İlk önce halasının oğlu Hz.Ebu Seleme İbn-i Abdul Esedile evlenmişti.

Hicret

Beyi ile birlikte Habeşistana hicret etmişler. Orada bir müddet
kaldıktan sonra Medine'ye geldiler. Medinye geldikten sonra
felaketlerle karşılaştı. Kendi dilinden olay şöyle anlatılır:
"Ebu Selem e ile Medineye gelmeğe karar verdik. Bir devemiz vardı. Bu
deveye ******muz Seleme ile birlikte binmiştik. Ebu seleme de devenin
yularını tutmuş yürüyordu. Benu Mugayre mıntıkasına geldik. Bunlar
benim baba tarafımdan aşiretim idiler. Ebu selemeye eziyete etmeğe
başladılar ve
"Bizim kızımızı sen neden böyle fena bir durumda bulundurursun?"
dediler. Yuları Ebu Selemenin elinden aldılar ve beni kendileri ile
alıp ***ürdüler. O ara, Ebu Seleme'nin aşireti Benu Abdül-Esed halkı da
çıka geldi. Onlar da oğlum Seleme'yi aldılar ve Beni Mugayrelilere
şöyle dediler:
"Madem ki siz kendi kızınızı kocasından ayırıp almak istersiniz, biz de
kendi ******muzu elbette ki sizin yanınızda bırakmayız." İşte bu
şekilde ailemiz dağıldı. Üçümüzden her birimiz bir tarafda,
birbirimizden ayrıldık. Beni çekişmeler esnasında hırpaldılar, fenalık
geçirdim. Hicret hükmü verilmiş olduğundan, Ebu Seleme Medinenin yolunu
tutup yola devam etti. Çünkü Ebu Seleme ne kendi aşiretine ne de beni m
aşiretime söz anlatamamıştı. Yapayalnız Medineye vardı. Ben de kendi
aşiretime geldim.
Sabahleyin evden çıkar, bir toprak yığınının üzerine oturur akşama
kadar ağlardım. Bir sene böyle geçti. Bir gün bu perişan halimi gören
biri bana bir şeyler olmasından korkarak aşiretin ileri gelenlerini
toplayarak:
"Siz ne biçim insanlarsınız? Bu zavallı kadından ne istersiniz? Niçin
bunu ******ndan ve kocasından ayırırsınız? Niçin bunları birbirine
kavuşturmazsınız?"
Adamcağız bunları öyle içtenlikle söylüyorduki, herkes tesir altına
kaldı. Bana acvıdılar ve kocamın yanına gitmeme müsaade ettiler.
Beyimin aşiretide, bunun üzerine ******mu getirip teslim ettiler. Bana
bir deve bir havdec temin ettiler. Oğlumla yapayalnız yola koyulduk. Ne
yapacağımı şaşırmıştım. İşte o sırada Osman İbn-i Talha çıka geldi.
Nereye gitmek istediğimi sorup, neden yalnız başıma lkaldığımı öğrenmek
istedi. Ben de kimsem olmadığını ve başımdan geçenleri anlattım. Bana
yardım etti. Konakladığımız zaman çeker gider uzakta bir ağacın altında
istirahat ederdi. Medine yakınlarında Kaba mevkine geldiğinde Ebvu
Selem'yi bulup beni teslim ederek, kendisi Mekke'ye döndü. "
Hz.Ümm-i Seleme, Osman Ibn-i Talha'nın bu iyiliğini her zaman hatırlar ve bu hususta hep şöyle derdi.
"Ben Osman Ibn-i Talha'dan daha yüksek seciyeli ve iyiliksever bir insan görmedim"

İlk hicaba giren hanım

Hz.Ümmü Seleme hicaba ilk girmiş bulunan (Mesture) hatun idi. Medine'ye
örtünerek gelmişti. Yüksek bir aileye mensub idi. Kaba mevkine geldiği
zaman, halk kendisine kim olduğunu surduğunda "Ümeyyenin kızıyım"
dediğinde kimse inanamıştı. Çünkü o zamanlar asil ailelerin kadınları
yalnız başına yola çıkmazlardı. Nerde Ebu ÜĞmeyye'nin kızı çıksın.
Hz.Ümmü Selem İslam için, Hak Teâla'nın emri için bu yolculuğa
katlanmıştı.

"Ya Rabbi ondan daha iyisini onun yerine koy"

Daha hicret henüz bitmişti. Kocasına yeni kavuşmuştu. Ebu seleme cihad
için uhud gazasına katılır. Bir ok ile yaralanır. Bir ay kadar tedavi
sonucu iyileşir. ancak aradan zaman geçtikçe eski yara yeniden açılır,
bir türlü düzelmek bilmez ve vefat eder.
Hz.Ummu Seleme vefat haberini Rersul-i ekrem'e ulaştırır. Resulullah
evlerine teşrif eder, gönüllerini alır, sabır tavsiye ederek şöyle
buyururlar:
"Ey Ummu Seleme şöyle dua et: Ya Rabbi ondan daha iyisini onun yerine koy".
Sonra Resulullah s.a.v., Ebu Selemenin cenazesinin başı ucuna geldiler
ve cenazenin hazırlanması ile bizzat meşgul oldular. Cenaze namazını
kıldırdılar ve namazda "dokuz tekbir" aldılar. Halk, neden böyle
yaptıklarını sorunca, buyurdularki.
"Bu zat bin tekbire müstehaktır"
Ebu Seleme vefat ettiği zaman gözleri açık idi. Zatı Saadetleri kendi
mübarek elleriyle onun gözlerini kapattılar ve kendileri için mağfiret
duasında bulundular.

Zatı Saadetleriyle Evliliği

Ebu Seleme'nin vefatında Hz.Ummu Seleme r.a. hamileydi. İddet geçtikten
sonra Hz.Ebu Bekir, bu hatunun yalnızlığını ve kimsesizliğini düşünerek
evlenem teklifinde bulundu, fakat Hz.Ummu Seleme kabul etmedi.
Zatı Saadetleri olan bitenlere çok üzülmüş ve müteessir olmuştu, bu
sefer kendisi Ummu seleme'ye bir teselli olmak üzere kendisine nikah
haberi gönderir, Hz.Ummu Seleme elbetteki emr-i Saadeti kabul etmiyorum
sdiyecek değildi. Ancak bir kaç gün gecikti ve bazı şartlar ileri
sürdü. Resulullah da şartları kabul buyurdular.
Hicri 4.sene Şevval ayında, nişkah akdi tamamlandı. Acısı dinmiş,
ömrünün sonuna kadar da bu saadetin tadını aklından çıkarmamıştı..
Ebu Seleme'nin onun için ettiği duası kabul olmuştu:
"Ya Rabbi benden sonra karım Ummu Seleme'ye benden çok daha iyi bir koca nasib eyle"
Zati saadetleri, Hz. Ummu Seleme ile nikahlanınca kendisine ev eşyası
olark, bir çift el değirmeni, iki su tulumu, bir yatak ve içi hurma
lifleri ile doldurulmuş iki yastık, lütf ettiler. işte yeni evlilerin
ev eşyasu bu idi. Zatı Saadetleri, diğer hanımları içinde bunun
aynısını vermişti..
Hz.Ummu seleme'nin güzelliğini duyan Hz.Ayşe nikahtan sonra gıpta eder, kendisini görmeğe gelir. Görünce:
"Ummu Seleme, söylendiğinden daha da çok güzeldir" der. Gelir meseleyi
Hz.Hafsa'ya anlatır. O da: "Halk böyle demiş ve sen tesir altında
kalmışsın, güzelliğine güzel ama bira mübalağa etmişler..." Hz. Hafsa
böyle demesine der ama içini bir kuruntu alır. İkisi birlikte gidip
görürler ve iyice dikkat ederler. Bu sefer Hz.Ayşe şöyle der: "Hafsa
haklıdır"
Hz.Ummu Seleme Resulullah ile evlendikten ve evine geldikten sonra Zatı
Saadetleri kendini ilk görmeye geldiklerinde, Hz.Ummu Seleme, kucağında
süt ******nu emzirmekteydi. Resulullah bu durumu görünce geri çıkarlar.
Süt kardeşleri bu durumu haber alınca üzülürler ve ****** alıp kendi
evlerine ***ürürler. Bir kaç gün evlerinde baktıktan sonra ****** geri
getirirler.
Hz.Ummu Seleme, Resulullah ile evlendiği ilk gün bile kendi eli ile
yemek pişirmişti. Tesadüf aynı gün kadın sahabilerden Hz.Zeynep Bint-i
Huzeyme vefat eylemişti. Koca evine geldiğinin hemen akabinde, onun
evine gidip, yokladıktan sonra derhal işe girişir, hemen bir tencere
alır, bir parça yağ eritir, daha önce öğütüp hazırlamış olduğu unu ve
tatlıyı karıştırıp, gayet nefis ve lezzetli bir yemek hazırlar Ev
eşyası daha önce getirilip hazırlar ve bu yemeği yerler.

Resulullah ile müşavere

Hüdeybiye anlaşması sırasında, Zatı saadetleri, halka hitap ederek:
"Burada kurbanlarınız kesin, dönelim" dedikleri zaman, zahirde, anlaşma
şartları müslümanların aleyhine görünüyordu. bunun için müslümanların
çoğu üzüldüler. Resulullah, üç kere hükmü Nebeviyi tekrarladılarsa da
kimse yanaşmadı. Bunun üzerine çadırlarına teşrif buyurdular ve
meseleyi Hz.Ummu Seleme'ye açtılar. Dirayetli hatun şöyle arz etti:
"Hiç kimseye hiç bir şey buyurmayın, kurbanınızı kesip ihramdan çıkın ve saçınızı kesin"
Fahr-i Kainat efendimiz de Hz.Ummu seleme!nin söylediğini dikkate
aldılar ve öyle hareket ettiler. Ashab da Efendimizin böyle yaptığını
görünce, aynısını yaptılar.

Resulullah'ın son günleri

Haccetu-l Veda'da (Zatı Peygamberlerinin son haccı) Hz.Ummu Seleme
rahatsız olmakla beraber, yine dini farizayı ihmal etmedi. Zatı
Risaletpenahilerinin maiyeti saadetlerine katıldı. Yürüyemiyordu. Tavaf
hakkında Zatı Saadetlerine sordu:
Buyurdular:
- Ey Ummu Seleme, sabah namazından sonra, sen devene bin de deve ile tavaf eyle."

Zati Saadetlerinin son hastalıklarında, hastalık uzun sürüp de,
Hz.Ayşe'nin odasına teşrif ettiklerinde, Hz.Ummu Seleme sık sık
ziyarete gelirlerdi. Bir ara Resulullah'ın durumu ağırlaşır ve Hz.Ummu
Seleme kendini tutamaz ve aniden feryada başlar. Fahri Kainat mani
olurlar ve buyururlar:
"Böyle yapman müslümanca bir iş değildir. Böyle yapmayacaksın".

Bir rüya

Hz.Hüseyin r.a, Yezid'in ordusu tarafından çevrildiğ i zaman, Hz.Ummu
Seleme (r.a) bir rüya görür: Resulullah s.a.v. gayet üzgün bir halde
teşrif ettiler. mübarek saçları ve sakalları toza toprağa bulaşmıştı.
sordum, "Ya Resulullah, nedir bu haliniz?" Buyurdular:
"Hüseyin'in katl edildiği yerden geliyorum".
O zaman gözlerimi açtım, göçzlerimden yaşlar akıyordu.
Demek:
"Iraklılar, Hz.Hüseyin'i öldürdüler. Hak Teala da onları katl eylesin. Hüseyini bu hale koyan kavme Allah lanet eyleye" dedim.

Çocukları

Yalnız ilk kocasından çocukları vardı. Seleme (r.a) ve ömer isimli iki oğlu ve Zeynep isminde bir kızı.
Seleme (r.a): Habeşistan'da doğdu. Zatı Saaadetleri onu Hz.Hamza r.a. kızı Emame ile evlendirdi.
Ömer: Hz.Ummu Seleme (r.a) ile birlikte Zatı Saadetlerinin evine
gelmişti. Efendimizin, ihtimamı ile büyütüldü. Hz.Ali Keremullahü
Vechehü zamanında, Fars ve Bahreyn valisi idi.
Zeyneb: İsimleri ilk önce Birre idi. Zati saadetlerinin evine geldikten sonra "Zeynep" koydular.

Ahlakı ve Adetleri

Hz.Ummu Seleme (r.a), hayatını zuhd ü ibadetle geçirmiş bir hatundur.
Dünya'nın aldatıcı şeylerine teveccüh etmezdi. Bir ara bir gerdanlık
takmıştı. Zatı Saadetlerinin hoşlanmadığını görünce hemen çıkardı ve
bir daha takmadı.
Her ayın ilk pazartesi, perşem be ve cuma günleri oruçlu olurdu.
İlk kocasından olan yanında getirdiği çocuklarına karşı son derce
müşfikdi. Defalarca Zatı Saadetlerine sormuştu:"Bunlara gösterdiğim
şefkat karşılığı ben ne kadar sevap elde edeceğim?" Buyurdular:"Evet
sevap elde edeceksin, hem de çok".
Namaz vakitlerinin faziletlerine de çok dikkat ederlerdi, buyurdular:
"Zatı saadetleri öğle namazını erken kılarlardı. Siz ise, ikindiye
bırakıyorsunuz".
Çok eli açıktı. Başkalrınıda cömertliğe davet ederdi.
Faziletleri ve Menkibeleri
Kendisinden rivayet edilmiş bir çok hadis kitaplarda mevcuttur. Hadis
dinletmek ve öğretymek hususunda çok meraklıydı. Saçları kirlenmişti,
tam yıkayacağı sırda, Zati Saadetleri mimbere çıkmış ve hutbe irad
buyuruyorlardı. Fahri Kainat, "Eyyühannas = Ey halk" diye sesini
yükseltince, Hz.Ummu Seleme (r.a), elindekileri bir tarafa koyup hemen
caminin yolunu tuttu ve şöyle dedi: "Öyle ise biz halka dahil değil
miyiz?" Camiye girip hutbeyi ayakta dinledi.
Hz.Ebu Hureyre, Ramazan ayında cenabet halinde bulunmanın orucu
bozduğunu düşünüyordu. bir kimse gelip Hz.ayşe ve Hz.Ummu Seleme
(r.a)'den mesele hakkında fikir sordu. O zat, onların Ebu Hureyre'nin
fikrini tasdik edeceklerini düşünüyordu. Fakat onlar tam zıttı olarak
dediler ki: "Zatı Saadetlerinin, bu şekilde dahi oruç tuttuklarını
biliyoruz çünkü biz onun evindeydik." Mesele Ebu Hureyreye intikal
ettirilince, hatasını kabul eder. "Demek, Ayşe ile Ummu Seleme
(r.a)'nin bilgisi benden fazladır" der.
Vefatı
Hz.Ummu Seleme (r.a), Resululllah s.a.v'ın en son vefat eden hanımıdır.
Vefat ettiği zman 84 yaşındaydı. Hicretin 63. yılı idi. Cenaze namazını
Ebu Hureyre r.a. kıldırmıştı. Zamanın idareciside namazına iştirak
ederdi. Hz.Ummu Seleme (r.a) valinin namazını kıldırmaması için vasiyet
etmişti. Medine valisi o zaman Velid İbn-i Utbe idi.

_________________
İletişim:
Msn:[b]
[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[/b]




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://pvp-tanitim.forum.st
AKBAY
Yönetici

Yönetici
avatar

Leader Point: : 206409
National Point : 249
Nerden : İstanbul
Mesaj Sayısı : 178
Ruh Hali : 10

MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   Perş. Kas. 19, 2009 7:32 pm

Hazret-i Ümmü Habibe (r.A)



--------------------------------------------------------------------------------

Müminlerin Annesi...

Ebu Süfyan'ın kızı olan Ümmü Habibe'nin ismi Remledir. Arap örf ve
adetlerinden dolayı, ilk evliliğinden doğan kızı Habibe'den dolayı
"Ümmü Habibe" künyesini almıştı. Annesi Safiye bint-i Ebu las.dır. Bu
hanım Hz.Osman r.a.'ın baba ve anne bir halası idi.
İlk evliliği

Zatı İffetpenahileri ilk önce Ubeydullah İbn-i Cuhuş ibni Refah ile
evlenmişti. Ümmü Habibe, İslam gelmeden önce Hanif dinine bağlı idi.
İslam'ın ilk günlerinde kocası Ubeydullah ile birlikte, Müslüman olmuş.
Bu yüzden kocası ile birlikte müşriklerin eza ve cefasına maruz
kalmıştı. Bu eziyetlerden kurtulmak için Habeşistana giden ikinci
kafile içinde yer aldı. Ancak dini uğruna yurdunu terk eden Ubeydullah
Habeşistana vardığında papazların tesiri ile İslam'dan dönerek
(irtidad) Hristiyanlığa girdi.
İrtidad olyından önce Hz.Ummu Habibe bir rüya görmüştü. Kocasının
suratı gayet çirkinleşip maymuna dönmüştü. Son zamanlardaki
hareketlerindeki değişiklikler ve bir rüya ortada bir şeyler olduğunu
gösteriyor, ancak bir şey diyemiyordu. Rüya'nın ertesi günü kocası onu
karşısına alarak:
"Önceleri din konusunu uzun uzadıya düşünmüştüm. Hristiyanlıktan daha
hayırlı bir din görmeyip Hristiyan olmuştum. Sonra Muhammed'in dinine
girdim ve şimdi tekrar Hristiyanlığa döndüm" sözleri ile kocasının
gerçekten İslam'dan çıktığını anladı. Ümmü Habibe rüyasını kocasına
anlatıp onu İslam'a davet etmeyi çalıştıysa başarılı olamadı. Kocası da
onun üzerinde Hristiyanlığa döndürmek için çok büyük baskı uygulamış
ama bu çabaları sonuçsuz kalmıştı. Hz.Ümmü Habibe dininde sebat
gösterdi. Kocasından ayrıldı. Ubeydullah ise içki alemlerinde öldü
gitti.

Zatı Saadetleriyle Evliliği

Hz.Ummu Habibe yapayalnız kalmıştı. Habeşistanda gurbet bir ülkede dul
bir kadın idi. O Mekke'nin yüksek aristokrat bir ailesine mensuptu. Bu
yüzden kolay kolay evlenemezdi. Korunmaya muhtaçtı. Babası ebu süfyan
henüz Müslüman olmamış, Müslümanların en büyük düşmanlarındandı.
Babasının yanına dönemezdi. Resulullah Ümmü Habibew'nin bu durumunu
haber almıştı, iddeti bittikten sonra nikah için kendilerine haber
ulaştırdılar. Bunun için Amr İbn-i Umeyye Damari. Habeşistan
hükümdarına gönderildi. Zatı saadetlerinin, mümesili gelince, Hükümdar
kendi cariyesini Hz.Ummu Habibeye gönderip, meseleyi anlattı:
"Resulullah s.a.v., senin nikahın hakkında bana bir mektup
göndermiştir. Şimdi sen bu işe razı isen, bir vekil tayin eyle de nikah
işini tamamlayalım" diye bildirdi.
Hz.Ummu Habibe de Halid İbn-i Said'i kendisne vekil tayin etti ve
nikahın tamamlanmasını bildirdi. Akşam üzeri Habeşistan Hükümdarı,
Müslümanları topladı ve Hz.Cafer İbn-i Ebu Talib'i de çağırıp, şahitlik
ettirdi ve kendisi nikahı kıydı. Aynı mecliste Zatı Risaletpenahilerin
ödemesi için dört yüz dirhem mehriye kararlaştırıldı ve bu mehriye
nakden Halid İbn-i Said'e verildi. Nikah bitip, hakl dağılıp gitmek
üzere iken Hükümdar Said'e dönüp:
"Gitmeyin, durun. Enbiyanın sünnetidir ki, nikah zamanında yemek yene
ve öyle gidile" Hepsi oturdular yemek yedikten sonra ayrıldılar.
Nikah kıyıldığında Hicri 6.yıl idi ve Hz.Ummu Habibe 36 yaşında idi.
Nikahdan birkaç gün sonra diğer müslümanlarla birlikte iki gemiyle yola
çıktılar. Medinenin limanı olan yere geldiler. Resulullah Hayber
Gazasında Ketibe Kalesinin fethi ile meşgul idi. Tam o sırada onlarda
geldiler Peygamberimiz:
"Bilmemki bu iki şeyin hangisi ile sevineyim, Hayber'in fethi ilemi
,yoksa Cafer'in gelişi ile mi?" diye sevincini belirrtmişti. Bu arada
Hayber'den alınan ganimetlerden Habeşistan muhacirlerinede hisse
verildi.
Peygamberimizin diğer hanımları bu yeni eşi iyi bir şekilde karşılamak
istediler. Başlangıçta Hz.aişe onda kendisini kıskandıracak bir şey
bulamadı. Zira yaşı fazlaydı. Onu kendi tarafına çekmek istedi. Ebu
Süfyanın kızı bunu kabul etmedi. Ebu Süfyan kızının düşmanı ile
evlenmesine kızması gerekirken aksine o bir bakıma memnuniyetini ifade
etti.
"O reddeedilemeyecek bir erkektir" diyerek bu evlkiliği tasvip ettiğinide gösterdi.
Resulullah, Ümmü Habibe için daha önceden bir oda yaptırmıştıki bu oda
diğer hanımlarınınkine göremescide en uzak olanı idi. Resulullah'ın
emriyle Bilal, Hz.Ümmü Habibe'yi odasına ***ürmüş. O da orada bir
süpürge bulmu, yanındaki kölesi ile birlikte odayı temizlemiş, bir kıl
yaygı sererek odayı döşemişti. Resulullah eve akşam olup geldiğinde
güzel bir koku hissetmiş, odayıda döşenmiş olarak görünce:
"Kureyş kadınları etrafı döşeyen, yerleşik kadınlardır. Bedevi ve arabi
değilerdir." buyurarak Hz.Ümmü Habibe'nintemizlik ve döşeme zevkini
takdirt etmişlerdir.
Peygamberimizin, onunla evlenmesi, onun sabrının, cihadının ve çektiği
sıkıntıların bir mükafatı idi. Ayrıca bu evlilik İslam Hukuku
bakımından da önem taşımaktaydı. Çünkü bu nikah "Gaybi nikah" olarak
icra edilmişti.

Resulullah'dan sonraki günleri

Peygamberimiz ile dört yıl evli kaldıktan sonra, Resulullah'ın
vefatından sonra zahidane bir hayat yaşadı. Peygamberimizin diğer
hanımları gibi saygı ile karşılandı. İslam tarihinde ortaya çıkan fitne
ateşinden uzak kaldı. Ancak bununla beraber, dayısının oğlu olan
III.Halife Hz.Osman'ın evinin muhasarası esnasında onun evine geldiği,
orada bulunan asilerden bir adamın onun baş örtüsünü çektiği, Hz.Ümmü
Habibe r.a.'nın ona beddua ettiği, bu beddua'nında derhal yerine
geldiği kaynaklarda bildirilmektedir.

Ahlakı

İmanı kuvvetli bir hatun idi. Bu hususta ne yakınını nede akjrabasını
kâle alırdı. Babası Ebu sufyan kafir iken bir ara Medine'ye gelmiş,
Resulullah ile anlaşmak istiyordu. Daha evvelki anlaştmayı biraz geniş
tutmak istiyordu. O ara kızınıda görmek istedi. Kızının evine gelerek
Resulullah'ın şiltesine oturmak istiyince kızından sert muamele gördü.
Hz.Ümmü Habibe r.a. şilteyi kaldırdı ve babasının bu şilte üzerine
oturmasını istemedi. Ebu süfyan buna çok içerledi:
"Kızım, senin bu şilten o kadar kiymetli midirki, babnı onun üzerine oturtmak istemiyorsun?" Hz.Ümmü Habibe buyurdu:
"Evet, çok kiymetlidir, zira bu şilte Zatı Risaletpanahilerinin
s.a.v.in şiltesidir. Sen müşrik olduğun için pissin, sen oturamazsın."
EbuSufyan:
"Sen benden sonra büsbütün bozulup gitmişsin"

Hadislere çok dikkat ederdi. Başkalarınada bu hususta tavsiyede
bulunurdu. bir ara yeğeni Ebu sufyan İbni Said onun evine gelmişti
Kendisine abdest almasını tavsiye edip şöyle buyurdular:
"Resulullah s.a.v. buyurmuşlardır: 'Her kim bir şey pişirecek olursa abdest alması iyidir.'"

Babası vefat ettiği zaman, güzel kokular, sürünüp, iyi elbiseler giyerek, Resulullah buyurdular:
"İman sahibi bir kadın için her hangi bir şekilde üç günden fazla
matemli bulunmak caiz değildir. Ancak kocası için, bunun müddeti dört
ve on gündür."

Vefatı

Hicri sene 44 de Muaviyenin hilafetinde vefat etti. O zaman 73 yaşında idi. Vefatından önce Hz.Ayşe'yi çağırarak.
"Benimle senin ve diğperlerinin arasında münasebet vardı. Her ne kadar
aramızda hataen bir şey geçmiş ise, senden afv etmeni isterim. Af ve
hayır dua ile yad edip, benim için mağfiret talep et."
Hz.Ayşe'de dua edip:
Sen beni memnun etmişsin, Hak Teala da seni memnun kılsın buyurdular."



Hazret-i Sûde Bint-i Zem'a (r.a)

--------------------------------------------------------------------------------
Müminlerin annesi...

İsmi Sude idi. Babası Zem'a İbni Kays, annesi ise Şemmus bint-i Kays idi.

İlk evliliği

Kendi amcazadesi Kekran Ibn-i amr ile evlenmişti. Sekran Habeşistan'dan
Mekke'ye geldiği zaman Hz.Sude de onun yanında idi. Her ikisininde
İslama intisabları aynı zamanda olmuştu.


Sekran'ın Mekkede vefatından sonra, iddet müddetinin sona ermesini
müteakip Resulullah haber gönderip nikahlanma isteğini ilettiler. Hz.
Sude'nin ilk kocasından Abdurrahman isimli bir oğlu olup, Cilevla
savaşında şehit olmuştu.



Zatı Saadetleriyle Evliliği

Hz.Sude, Hz.Hatice'den sonra Resulullah'ın evlendiği ilk hatun idi. Bu
sıralar Hz.Hatice'nin vefatı nedeniyle Peygamberimiz pek üzgün idiler,
yalmnızlık çekmekteydiler. Hz.Osman Ibn-i Mazun'un karısı Hz.Hule
kendilerine:
-Ya Resulullah, yeniden evlenmezmisiniz? diye sorar. Resulullah bu
sorusunu nazari itibare alınca, durum Hz.Sude'ye ilewtildi, o da
memnuniyetle kabul ederek.
- Fakat usulü gereğince birde babama sorayım, dedi.
Kısa zamanda bütün hazırlıklar tamamlandı, 400 dirhem mukabilinde Zatı Risaletpenahileriyle nikahlandı.

Resulullah'ın vefatından sonra evden hiç çıkmadı.

Ahlak ve Adetleri

Hz.Ömer Ibn-i Hattab r.a., bir kese içinde Hz.sude'ye para göndermişti. Hz. Sude:
- Bu da ne? buyurdular.
- Paradır.
- Hurma gibi keseye mi girdi para? dedi ve hepsini hemen orada ihtiyaç sahiplerine dağıttı.

Hz.Ayşe r.a. buyuruyor:
- Ben hiç kıskanması olmayan kadın görmedim, yalnız Hz.Sude de
kıskançlıktan eser yoktu. Sude kadar da hiç bir kadını kendime bu kadar
yakın hissetmedim. Zannederimki, onunla benim ruhumuz iki ayrı vucudda
bulunan bir tek ruh gibidir.

Hz.Sude çabuk kızardı. Bazen en ufak şeye bile kızar, gücenirdi. Fakat
aynı zamanda latifeden de hoşlanırdı. Çok kere Resulullahı güldürecek
sözler söylerdi. Bir ara Zatı Risaletpenahilerine:
- Dün akşam ben sizin arkanızda namaz kılıyordum. siz ruku'da o kadar
geciktiniz ki, ben burnumdan kan geliyor zannettim, bunun için de kan
dökülmesin diye burnumu tutmak zorunda kaldım.
Bunu duyan Zatı Saadetleri gülümsediler.

Vefatı

Hz.Sude Hz.Ömer r.a.'ın hilafetinin son yıllarına doğru vefat eder.
Bir gün Resulullah huzurunda mubarek zevceleri sorar:
- Ya Resulullah, bizden hangimiz en evvel size kavuşur, dersiniz?
Resulullah buyururlar:
- Hanginizin eli en büyük ise...
Bunun için Resulullah'ın vefatından sonra hatunlar ellerini ölçer,
Hz.Sude'nin eli hepsinden büyük çıkar. Fakat aralarında ilk önce
Hz.Zeynep vefat edince mesele anlaşılır. Eli büyükden maksat çok sadaka
ve hayrat veren, eli açık olan demekmiş. Aralarında bu vasfı en çok
taşıyan Hz.Zeynep idi.

Hz. Safiye Bint-i Hayy (r.a)
--------------------------------------------------------------------------------

Müminlerin annesi...

Medine'deki yahudilerden Nadiroğulları kabilesi reisi Huyevy b. Ahtab'ın kızıydı.


Asıl ismi Zeynep idi. Arabistan'da reislere veye hükümdarlara düşen
ganimet hissesine "Safiyye" denildiği ve bu sebeple, Zeynep'de Hayber
savaşında esir olarak Resulullah'ın hissesine düştüğü için bu isimle
adlandırılmıştı. Babası Hz.Peygambere karşı müşriklerle işbirliği
görüşmeleri yapmış, bundan dolayı Medine'den uzaklaştırılmış,
kabilesinin bir kısmıyla birlikte Hayber tarafına gitmiş, Ahzab savaşı
sırasında Kureyzoğullarını müslümanların aleyhine kışkırtmak için
onların kalelerine gitmiş, akibetide onlar gibi olmuş ve orda
öldürülmüştü. Hz.Safiyye'nin annesinin ismi Durra idi.



İlk evliliği

İlk önce Sellam İbn-i Mişkem el-Kuradi ile evlenmişti.. bu zat meşhur
bir şair, aynı zamanda ileri gelen bir kumandan idi. Bir süre sonra
boşanarak, daha sonra Kinane İbn-i Ebi Hukayk ile evlenmişti. Bu zat
Hayber'in en meşhur kalesi bulunan Şemmus kalesinin kumandanıydı.
Hayber'in müğslümanlar tarafından fethi sırasında öldürülür. Safiye bu
savaşta babası ve kardeşinide kaybeder. O da artık savaş esirleri
arasındaydı. Acınacak durumu vardı.

Zatı Saadetleriyle Evliliği

Ganimet malları taksm edilir. Esirlerde bölüşülmek için toplanılır. O
sırada Sahabilerden Vahye el-Kelbi huzuru saadete arz edip:
- Bana bir cariye lazımdır, der.
Resulullah, esir kadınlar arasından istediğini seçmesini buyurur. O da
Safiyeyi seçer. Safiye, imtiyaz sahibi bir hatun olduğundan diğer
sahabiler bu seçime itiraz ederek:
- Safiye Beni Nudeyr bir kavmin başkanının kızıdır. böyle bir cariye ancak Zatı Risaletpenahilerine yakışır, derler.
Zatı Saadetleri de sahbilerin bu fikrini kabul buyurdular. Vahye'ye de
bir başka cariye verdiler, hem onu razı ettiler, hem de itirazlara
meydan kalmadı.
Resulullah, Yahudiler ile bir anlaşma imzaladıktan sonra Safiye'ye İslam ve Yahudilik hakkında görüşlerini sordu.
"Ey Allah'ın Resulü ! İslam'ı arzu etmiş ve sen davet etmeden önce seni
tasdik etmiştim. Babam da senin davanın doğruluğu itiraf ederdi. Fakat
ırkçılık onu ***ürdü. Ben Allah'tan başka ilah olmadığına ve senin
Allah'ın Resulü olduğuna kesinlikle inanıyorum." cevabını alınca
Hz.Safiye'yi azad edip, onunda isteği üzerine kendilerine nikahladılar.

Hz.Peygamber (s.a.v.) yeni hanımını yakından tanımaya fırsat
bulabildiği ilk gece onun yanağında yeşil bir benek gördü. Sorması
üzerine Hz.Safiyye'nin cevabı şu olmuştu:
-Bir süre önce rüyamda, gökteki ayın yerinden ayrılıpgöğsümün üzerine
düştüğünü gördüm: bunu kocama anlattığımda o "Sen şu Medine Kralı ile
evlenmek istiyorsun" dedi. suratıma şiddetli bir şamar indirdi, işte bu
onun izidir.

Hayberden ayrılışlarında Resulullah O'nu kendi develerine bindirirler
ve kendi hırkalarını onun başına örterler. Bunda maksat halkın
Hz.Safiyenin artık Ezvac-ı Mutahherattan olduğunu bilmesidir. Medineye
geldiklerinde kendilerine büyük bir ziyafet çektiler.

Hz.Safiye'nin güzelliğini duyan ensar kadınları görmeğe gelirler.
Hz.Ayşe de örtünüp gelir. Kadınlar görüp gittikten sonra Zatı
Saadetleri Hz.Ayşe'ye yanaşıp yavaşcacık buyurdular:
- Nasıl, Ayşe?
Hz.Ayşe arz eder:
- Bir yahudi kızı.
Zatı Risaletpenahileri buyururlar:
- Hayır Ayşe, böyle deme, müslüman oldu ve iyi müslüman.

Ahlak ve Adetleri

Hayber'in el-Kammus kalewsi feth edilmiş. Hayber üzerinde İslam bayrağı
dalgalanmaya başlamıştı. Hz.Safiye amcazadesi ile birlikte Hz.Bilal
r.a. maiyetinde huzuru saadete ***ürülüyordu. Yoldan geçerken,
Yahudilerin cesetlerinin bulunduğu yerden geçmek zorunda idiler. Gayet
nazik bir durum idi. Yanında bulunan hatun feryd ü figanı kopardı.
Toprakları başına savurmağa başladı. Fakat o ****netini muhafaza etti,
hatta kocasının cesedinin yanından geçerkende çıtını çıkarmadı.

Bir ara cariyelerinden biri Hz.Safiye'yi Hz.Ömer'e şikayet ederek:
-Safiye'den Yahudilik kokusu geliyor. Şimdi bile "Cumartesi" gününe hürmet gösteriyor. Yahudilerle münasebetini kesmiyor.
Hz.Ömer de meseleyi Hz.Safiye'ye sorar. Hz.Safiye buyurur:
- Hak Teala bana Cumartesi yerine Cumayı inayet kıldıktan sonra
Cumartesi'ne hürmet göstermeme ne lüzum vardır. Buy bir tarafa dursun.
Yahudilerle münasebetim olduğuna gelince, onlar benim
akrabalarımdırlar, ben sılayı rahmi nasıl keserim, dedi. Hz.Safiye bu
olaydan sonra cariyesini azad eder.

Bir yolculuk esnasında, Hz.Safiye'nin devesi hastalanır, yürüyemez
olur. Canı sıkılır, gayri ihtiyari ağlamağa başlar. Zatı Saadetleri
durumu haber alır, gelir mübarek elleriyle gözyaşlarını siler.
Hz.Safiye r.a. bu muhabetten daha fazla ağlamağ başlar. Resulullah,
kafilenin hep inmesini emir buyururlar. akşam olunca Hz.ZEynep bint-i
Cuhuş'a:
- Zeynep sen safiye'ye bir deve ver.
Hz.Zeynep:
- Nasıl? Ben kendi devemi bu Yahudi kızına mı vereceğim?
Hz.Zeyneb'in bu sözünden Zatı Saadetlerinin canı sıkılır. bunun içinde
iki üç ay onunla konuşmazlar. Sonunda Hz.Ayşe'nin araya girmesiyle
affederler.

Hz.Safiyer İslam halkasına girdikten sonra kendisine "Yahudi" denmesine
çok üzülürdü. Bir gün Resulullah evine teşrif eder, onu ağlarken bulur.
Sebebini sorduklarında, Hz.Ayşe ve Hz.Zeyneb'in şöyle dediğini öğrenir:

-Bütün Ezvacı- Mutahherat arasında biz hepsinden daha imtiyazlıyız daha
üstünüz. Biz Zatı Saadetlerinin yalnız karısı değil aynı zamanda amca
çocuklarıyız.
Zatı Saadetleri buyurdular:
-Niçin sen demedin ki, benim dedem Harun a.s., amcam Musa a.s., kocam
da Muhammed (s.a.v.) dır. böyle olunca siz benden nasıl da üstün
olabilirsiniz.

Vefatı

Hz.Safiyye r.a. Hicri 50 yılında vefat etmiştir. Ölüm döşeğinde iken,
sahip olduğu malların üçte birini, Yahudi dininde ısrar edip kalmış
olan bir yeğenine vasiyet etmiş, geri kalanını sadaka vermişti. Bazı
müslümanlar buna karşı çıktı. Hz.Ayşe r.a. araya girerek vasiyetin
yerine getirilmesinin İslam hukukuna uygun olacağını ifade etti.
Vasiyet ettiği gibi yaptılar.


Hazret-i Meymune Bint-i Haris

--------------------------------------------------------------------------------

Müminlerin annesi...


İsimleri ilk önce Berre idi, Zatı saadetleri ile evlendikten sonra ismini değiştirip Meymune koydular.

İlk nikahı Mesud İbn-i Amr İbn-i Umayr Sakafi ile oldu. Resulullahdan
önce Ebu rehme İbn-i Abd ul-Uzza'nın karısı idi. Hicri 7.senede ikinci
kocasıda öldü

Zatı Saadetleriyle Evliliği

Resulullah'ın son nikahları kendisiyle oldu. Bu nikahta Hazret-i Abbbas
Ibn-i Abdulmuttalib r.a. vekaleten bulunmaktaydı. O sıralarda Zatı
saadetleri umre niyetiyle Mekke'ye doğru yola çıkmışlardı. Zatı
Saadetleri Umre ehramını bağladıktan sonra 500 dirhem mehriye ile
kendilerini nikahladılar. Umre dönüşü Mekke'ye on millik mesafede, Serf
mevkinde konakladıklarında Hz.Meymune oraya getirilmişti, evlenme
merasimleri burada oldu.



Ahlak ve Adetleri

Hz.Ayşe r.a. anlatıyor:
"Meymune bizim hepimizden fazla Allahından çekinen ve sılayı rahmi gözeten bir hatun idi".

Bir ara bir kadın, hastalığı sırasında adak adamış ce iyi olunca
Bettül-Mukaddes'e gidip orada namaz kılayım demişti. Hak Teala
kendisine şifa verir. Kadında adağını yerine getirmek için
Hz.Meymune'nin yanına gelip izin ister. Hz.Meymune buyurur:
"Mescid-i Nebevi'de kılınacak olan namazın sevabı diğer mescidlerde
kılınacak olan namazlardan bin kere fazladır. Sen git Mescidi Nebevi'de
namazını kıl."

Bazen borç alır ve hayır işlerine sarfederdi. Bir ara çok borçlanmıştı, borcunu ne şekilde ödeyeceğini kendine sorduklarında:
"Resulullah buyurmuştur, herkes iyi niyetle borçlanırsa, Hak Teala kendisi onun borcunu öder."

Cariyesi bir ara Hz.İbn-i Abbas'ın evine gitmişti. Orada karı koca
arasında bazı çekişmeler olduğunu görür, arada ufak tefek incinmeler
olduğunu anlar, sorup öğrenmek ister, ev sahibi muayyen günlerde,
karısının yatağını ayırmak istermiş. Hz.Meymune bunu duyunca
cariyesine:
"Git ve söyle, neden Resulullah'ın usülüne aykırı hareket etmek ister.
Bu ginbi durumlarda Resulullah bizim yatağımızda istirahat
buyururlardı."

Kendisinden 76 hadis rivayet edilmiştir.

Vefatı

Hicri 51 senede gelin olduğu yerde vefat etti. Düğün merasimin
yapıldığı yer onun mezarı oldu. Zatı Saadetlerinin son nikahı olduğu
gibi, hatunları arasında en son vefat edenide o oldu.



Hazret-i Hafsa (r.a)

--------------------------------------------------------------------------------

Müminlerin annesi...

Hz.Peygamberimiz'in risaletinden beş sene önce doğdu.

Hz.Ömer r.a. kızı. Annesi büyük sahabi Osman b. Mazun kızkardeşi Zeynep.

İslamı ne zaman kabul ettiği bilinmemektedir.


Hz.Ömer'in İslam'ı kabülünden sonra bütün aile ve yakınlarının müslüman
olduğu bilgisinden yola çıkılarak onun da babasıyla birlikte müslüman
olduğu söylenebilinir


İlk evliliği

Müminlerin annesi Hz.Hafsa daha önce Huneys b.Huzafe es Sehmi ile
evlenmişti. Huzfe Habeşistan'a hicret eden müslümanlardandır.
Hz.Hafsa'nın da bu hicrete katıldığı yolunda rivayetler bulunmaktadır.
Habeşistan'dan dönen Huzafe daha sonra eşi Hz.Hafsa ile birlikte
Medine'ye hicret etti. Hz.Huneys b.Huzafe Uhud savaşına katılmış ve
ciddi biçimde yaralanmıştı. Bu yara sonucu Medine'de şehit oldu.

Zatı Saadetleriyle Evliliği

Hz.Hafsa beyinin yarasını bizzat kendisi tedavi etmeye çalışmıştır.
Beyinin vefatına çok üzülür ve yas tutar. Nihayet Hz.Ömer dul kalan
kızını Hz.Ebubekir'e nikahlamak ister cevapsız kalır, bu kez o günlerde
eşi Resulullah'ın kızı Rukiye'nin vefatı ile yalnız kalan Hz.Osman r.a.
nikahlamak istersede, Resulullah'ın kızı Ümmü Gülsüm ile evlenmeyi uman
Hz.Osman bire süre düşündükten sonra:
- Şu günlerde evlenme doğru değil, diyerek özür diler.
Gerçek bir mümüne yakışacak şekilde kızını salih bir mümine nikahlamak
için çaba harcayan Hz.Ömer, neticeye ulaşamayınca büyük bir üzüntüyle
Hz.Peygamber'e gider. Söz sırasında:
- Ya Resulullah, Osman'a şaşıyorum. Hafsayı nikahlamayı teklif ettim yanaşmadı, diye dert yanınca.
Hz.Peygamberimiz:
- Sana Osman'dan daha hayırlı bir damat, Osman'a da senden daha hayırlı bir kaynata tavsiye edeyim mi?
Hz.Ömer:
- Evet ya Resulullah.
Hz.Peygamberimiz buyururlar:
- Sen kızın Hafsa'yı bana nikahlarsın, ben de kızım Ümmü Gülsüm'ü Osman'a nikahlarım.
Bu teklif karşısında bütün dünyalar Hz.Ömer r.a. olmuştu. Allah Resulu
ile akrabalık kurmak hususunda büyük bir istek duymasına rağmen teklif
etmek cesaretini gösteremiyordu. Çünkü Hz.Hafsa, Hz.Ayşe'nin deyimiyle,
"Tam babasının kızı" yani biraz sert idi. Resulullah bu teklifi ile
Hz.Ömer'in duyduğu şiddetli arzuyu gerçekleştirerek hem aralarındaki
yakınlığı pekiştirmek, hem de onun İslam'a yaptığı hizmetleri
ödüllendirmek istemişti.

Resulullah ile Hz.Hafsa'nın düğünü hicri üçüncü yılını ortalarında yapıldı. Dörtyüz dirhem mehir verildi.
Zatı Saadetleri bir ara Hafsa'yı boşamak istemiş ancak Cebrail'in " O
çok oruç tutan çok namaz kılandır. Senin cennette de zevcendir" emriyle
talaktan geri dönmüştür.

Tahrim Hadisesi

Hz.Peygamber'in eşleri içersinde birbiriyle en iyi anlaşanları Hz.Hafsa
ile Hz.Ayşe idi. Hatta ikisinin sebeb oldukları bir takım olaylar
üzerine Tahrim Sûresi gelmişti.
Zatı Risaletpenahileri helvayı ve balı çok severlerdi. İkindi
nemazından sonra hanımlarının yanına gelirlerdi. Bir ara Hz.Hafsa'nın
yanlarına gelmişlerdi. Her zamankinden fazla evde kalınca, kadınlık
tabiatının bir eseri olarak, Hz.Ayşe'nin içine bir kurt düşer, işi
kurcalmağa kalkar. Anlaşılıki, bir kadın Hz.Hafsa r.a. bir mikdar bal
hgediye göndermiştir. Zatı Saadetleride oturup balı yemişlerdir.
Hz.Ayşe meseleyi Hz.Sude'ye anlatır ve kendisinede şunu öğretir:
- Zatı Saadetleri senin yanına geleceklerdir, geldiği zaman, söyle" Ye resulullah siz Magafir mi *yediniz?
Hz.Sude r.a. bu soruyu Resulullah'a sorunca, buyurdular:
- Hafsa'nın evinde bir az bal yedim.
- Yediğiniz bal muhtemlen yabani arı balı idi.
Resulullah, bir ara yine Hz.Hafsa'nın evine geldiklerinde kendine bal ikram edilmek istendiğinde:
-Canım bal yemek istemiyor, bundan böyle de bal yemeyeceğim, buyurdular.
Zatı Saadetleri bal yememeğe karar verince, Vahy gelip aşağıdaki Ayeti Kerime nazil olur:
"Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun?." (Tahrim Sûresi/1)

Bu hadiseden sonra, Zatı Saadetleri Hz.Hafsa'ya tenbih edip kendisine
açtığı gizli bir sırrı ** kimseye söylememesini tenbihler. Hakat
Hz.Hafsa Hz.Ayşe'den gizleyemez. Bunun üzerine aşağıdaki ayeti kerime
nazil kılındı:
"Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi, o
sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygamber'e açıklayınca,
Peygamber bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti.
Peygamber bunu ona haber verince eşi: Bunu sana kim bildirdi? dedi.
Peygamber: Bilen, her şeyden haberdar olan Allah bana haber verdi,
dedi. " (Tahrim/3)

Bu şekilde, Resulullah üzülünce, Hz.ayşe ve Hz.Hafsa ikisi birlikte bir
çare aramağa başlarlar. bunun üzerine ikisi hakkında aşağıdaki ayet-i
kerime nazil olur:
"Eğer ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz, (yerinde olur). Çünkü
kalpleriniz sapmıştı. Ve eğer Peygamber'e karşı birbirinize arka
verirseniz bilesiniz ki onun dostu ve yardımcısı Allah, Cebrail ve
müminlerin iyileridir. Bunların ardından melekler de (ona) yardımcıdır"
(Tahrim/4)

Ahlak ve Adetleri

Hz.Hafsa r.a. dini hususlara kuvvetli bağlı idi, çok geceleri ibadetle
geçirir, gündüzleri oruç tutardı. Ömrünün sonuna kadar orucunu
bırakmadı. Biraz hiddetli, çabuk kızardı. Bazen, Zatı saadetleriyle
çekişmeğe bile cesaret ederlerdi. Sahih-i Buhari'de Hz.Ömer'den
Hz.Hafsa hakkında bir rivayet nakl edilmiştir:
Cahiliye devrinde kadına pek önem verilmezdi. Bir ara benim bir işim oldu, karım bu konuda konuşmak isteyince bağırarak:
- Sana ne oluyor, bu işe sen nasıl karışırsın? Karım:
- Sen bana söz söyletmek istemiyorsun, halbuki senin kızın Resulullah'a karşı söz söyleyip cevap bile veriyor.
Bende bu sözü duyduktan sonraHafsa'ya gittim ve sorup, mesele nedir diye anlamak istedim.
- Annen böyle söylediğine göre, demek sen Resulullah'a karşı
geliyormuşsun? Sakın bundan böyle bunun gibi hareket yapayım demeyesin.
Yoksa azabı İlahi'den kurtulamazsın, diye kendisini korkuttum.

Vefatı

Hz.Hafsa hicri 45 yılında Medine'de vefat etmiştir.



--------------------------------------------------------------------------------


KAYNAK:
1) Kadın Sahabiler, Mevlana Niyaz, Tercüme: Prof Ali Genceli, Toker Yayınları
2) Şamil İslam Ansiklopedisi
3) Elmalı Tefsiri
*Magafir, bir nevi çiçek, bal arıları usaresini çekerlerdi. Resulullah bu çiçeğin ağır kokusunu sevmezlerdi.
** Sır olan söze gelince, bu konuda da üç sözden bahsedilmektedir.


Birincisi, en sahih olarak rivayet edileni, bal şerbeti yeminidir.

İkincisi, esasen rivayeti zayıf olmakla beraber daha çok yaygın olan
Mâriye yeminidir. Fakat bunların ikisinin de diğer eşlerden gizlenmesi
gereken büyük bir sır olacağını, bundan dolayı iki kadına karşı çıkıp
Peygamber'in nâil olduğu bütün kudret ve kuvvetin beyanıyla "Şüphesiz
ki onun dostu ve yardımcısı Allah, Cebrail ve müminlerin iyileridir.
Bunların ardından melekler de ona yardımcıdır." (Tahrim, 66/4) diye
gayet dehşetli bir ihtar ve tehdidin reva görüleceğini, akıl pek de
kabul edebilecek gibi görünmez. Gerçi asıl mesele söylenen sırrın
büyüklüğünde değil, zatında küçük de olsa, sır olması itibariyledir.
Önemsiz gibi görünen birtakım şeyler vardırki, sırası gelince pek büyük
bir öneme sahip olabilirler. Küçük bir sırrı saklayamayanın büyüğünü
hiç saklayamayacağı cihetle kendisine verilen bir emaneti muhafaza
edemeyeceğinden dolayı emniyet ve güveni zayi etmiş, bir töhmet ve
hıyanet konumuna düşmüş olur. Bununla beraber ona yapılacak kınama ve
azarlamanın da, sırrın mahiyetiyle uygunluk arzedeceği, "Bir kötülüğün
cezası, ona denk bir kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun
mükafatı Allah'a aittir." (Şûrâ, 43/40) hükmüyle bilinmektedir. Bu
yüzden kanaatimizce burada söylenen sırrın başka bir söz olması gerekir.

Üçüncüsü, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in kendisinden sonra devlet
başkanlığının Ebu Bekr'e ve Ömer'e geçeceğini Hafsa'ya bir müjde olarak
haber vermiş ve gizlenmesini emretmiş olmasıdır. Tefsirlerin birçoğunda
zikredilmiş olan bu haber, gerçi Kütüb-i Sitte'de (altı kitapta)
nakledilmemiştir. Ancak Mâriye olayını rivayet edenler içinde bu haberi
de rivayet edenler olduğu gibi başka güvenilir zatlar da
nakletmişlerdir. "el-Bahru'l-Muhît"de Ebu Hayyan şöyle diyor: "Hadis,
Mâriye sebebiyledir; bir de bal içtim denilmiştir. Meymûn b. Mihrân
dedi ki: "Hadis, Peygamber'in Hafsa'ya sır olarak söylediği şu
hadistir: "Ebu Bekr ve Ömer benden sonra hilafet yoluyla benim emrime
sahip olacaklardır". Hafsa da gizlice Aişe'ye söyledi. Hakikaten bu
işin gizlice söylendiği hakkında daha başka haberler de vardır." İbnü
Ebî Adî ve Ebu Nuaym Hz. Ebu Bekr'in faziletleri hakkında ve İbnü
Merdûye birkaç yolla Hz. Ali ve İbnü Abbas'tan şöyle rivayet
etmişlerdir. Her ikisi de dedi ki: "Ebu Bekr ve Ömer'in emirlikleri
Allah'ın kitabında vardır. "Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir
söz söylemişti..." (Tahrim, 66/3) Peygamber Hafsa'ya demişti ki: "Baban
ve Aişe'nin babası benden sonra insanların vâlisidirler. Sakın kimseye
söyleme." En iyisini Allah bilir."


Hz. Cüveyriye Bint-i Haris

--------------------------------------------------------------------------------


Müminlerin annesi...


Hz.Cuveyriye, Mustalikoğulları kabilesinin başkanı Harris b. Ebi
Dirar'ın kızıdır. İlk ismi kendini beğenmek manasında "Berre" idi.
Resulullah tarafından kadıncık, kızcağız manasına gelen "Cüveyriye"
ismini aldı.
İlk evliliği

Mustalak kabilesinden amca oğlu Mesafi İbni Safvan ile evlenmiş ve dul kalmıştı.


Zatı Saadetleriyle Evliliği

Hicret'in altıncı yılında Mustakiloğulları Medene'ye saldırı için
hazırlık yapmaya başladılar. Durumu öğrenen Resulullah onlardan önce
davranarak onlardan önce davrandılar. Bütün erkekler, kadınlar ve
çocuklar esir olarak alındı. Esirlerin arasında bulunan, kabile
reisinin kızı Cüveyriye için, dokuz okkiye altın kurtuluş fidyesi
olarak tespit edildi. Cuveyriye yirmi yaşlarındaydı. Kurtuluş fidyesini
temin edemeyince Hz.Peygamberimize gelerek:
- E y Allah'ın Peygamberi, benim başıma gelen felaketi biliyorsun.
Sabit beni dokuz okkiye kurtuluş fidyesi ile serbest bırakacak. Beni
kurtar.
Resulullah cevap olarak buyurdular ki:
- Ondan daha hayırlı bir teklifim var, kabul eder misin?
- Teklifiniz nedir ya Resulullah?
- Hem o parayı verip seni azat edeceğim, hem de seninle evlenmek istiyorum.
- Memnuniyetle kabul ederim.
- Ben de kabul ettim.

Bu haber hemen yayıldı. Yüz cibvarında bulunan esirleri ellerinde tutan
sahabiler, "Biz Allah elçisinin hısımlarını nasıl esir olarak
tutabiliriz" diyerek tüm esirleri serbest bıraktılar. Bu manzara
karşısında serbest kalanlar ve diğer Müstakiloğulları İslam'a girdiler.

Zatı Saadetleri Cuveyriye'yi babasına teslim edip, ondan istedi.

Hz.Ayşe bu durum için, şöyle buyurur:
"Ben Cuveyriye kadar, kendi kavmine hayır bereket getiren bir hatun görmedim"

Ahlak ve Adetleri

Gayet metin, izzeti nefis sahibi bir hatun idi. Hz.Cuveyriye r.a. çok
oruç tutar ve çok namaz kılardı. Hayrı sever, kendisi aç durur,
yoksulları doyururdu.

Bir gün rsulullah onu sabah namazını kıldıktan sonra dua ve zikirle
uzun zaman meşgul olurken görmüş ve kendisine şöyle buyurmuştu.
"Ben senden sonra üç kere, dört kelime söyledim ki, bugün sabahtan beri
senin söylediklerinle tartılsa, onlardan daha ağır gelir. Dikkat et, o
kelimeleri sana da öğreteyim : Subhanallahi edede halkıhi (Allah'ı
yaratıklarının sayısınca tesbih ederim). Subhanallahi rıza nefsihi
(Allah'ı razı olacağı şekilde tesbih ederim). Subhanallahi zinete
arşıhi (Allah'ı arşının ağırlığınca tesbih ederim) Subhanellahi midade
kelimatihi (Allah'ı kelimelerinin adedince tesbih ederim).

Bir Cuma günü Zatı Saadetleri, yanına gelmişlerdi. o gün Hz.Cuveyriye r.a. oruçluydu. Zatı Saadetleri buyurdular:
- Yarın sen oruç tutacakmısın?
- Hayır.
- Dün oruçlumuydun.
- Hayır
- Öyle ise iftar et.

Hz.Cuveyriye r.a. dan altmış beş hadis rivayet edilmiştir.

Vefatı

Hz.Cuveyriye hicri 50'de, 65 yaşında vefat ettiler. Namazını Medine
valisi Mervan İbni Hakem kıldırdı ve Bakıy mezarlığında defnedildi.

_________________
İletişim:
Msn:[b]
[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[/b]




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://pvp-tanitim.forum.st
general_07
Dragon Knight
Dragon Knight
avatar

Leader Point: : 136544
National Point : 101
Yaş : 25
Nerden : antalya
Mesaj Sayısı : 407
Ruh Hali : 6

MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   Cuma Ekim 08, 2010 3:22 pm

saol ty
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
general_07
Dragon Knight
Dragon Knight
avatar

Leader Point: : 136544
National Point : 101
Yaş : 25
Nerden : antalya
Mesaj Sayısı : 407
Ruh Hali : 6

MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   Cuma Ekim 08, 2010 3:23 pm

++++++++++
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
general_07
Dragon Knight
Dragon Knight
avatar

Leader Point: : 136544
National Point : 101
Yaş : 25
Nerden : antalya
Mesaj Sayısı : 407
Ruh Hali : 6

MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   Salı Ekim 19, 2010 6:39 pm

+++++++++++
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
general_07
Dragon Knight
Dragon Knight
avatar

Leader Point: : 136544
National Point : 101
Yaş : 25
Nerden : antalya
Mesaj Sayısı : 407
Ruh Hali : 6

MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   Salı Ekim 19, 2010 6:40 pm

+++++++++++
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
general_07
Dragon Knight
Dragon Knight
avatar

Leader Point: : 136544
National Point : 101
Yaş : 25
Nerden : antalya
Mesaj Sayısı : 407
Ruh Hali : 6

MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   Salı Ekim 19, 2010 6:40 pm

+++++++++++
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
general_07
Dragon Knight
Dragon Knight
avatar

Leader Point: : 136544
National Point : 101
Yaş : 25
Nerden : antalya
Mesaj Sayısı : 407
Ruh Hali : 6

MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   Salı Ekim 19, 2010 6:41 pm

+++++++++++
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
general_07
Dragon Knight
Dragon Knight
avatar

Leader Point: : 136544
National Point : 101
Yaş : 25
Nerden : antalya
Mesaj Sayısı : 407
Ruh Hali : 6

MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   Salı Ekim 19, 2010 6:42 pm

+++++++++++
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
general_07
Dragon Knight
Dragon Knight
avatar

Leader Point: : 136544
National Point : 101
Yaş : 25
Nerden : antalya
Mesaj Sayısı : 407
Ruh Hali : 6

MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   Salı Ekim 19, 2010 6:42 pm

+++++++++++
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
general_07
Dragon Knight
Dragon Knight
avatar

Leader Point: : 136544
National Point : 101
Yaş : 25
Nerden : antalya
Mesaj Sayısı : 407
Ruh Hali : 6

MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   Salı Ekim 19, 2010 6:42 pm

+++++++++++
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
general_07
Dragon Knight
Dragon Knight
avatar

Leader Point: : 136544
National Point : 101
Yaş : 25
Nerden : antalya
Mesaj Sayısı : 407
Ruh Hali : 6

MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   Salı Ekim 19, 2010 6:43 pm

+++++++++++
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
general_07
Dragon Knight
Dragon Knight
avatar

Leader Point: : 136544
National Point : 101
Yaş : 25
Nerden : antalya
Mesaj Sayısı : 407
Ruh Hali : 6

MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   Salı Ekim 19, 2010 6:43 pm

+++++++++++
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
general_07
Dragon Knight
Dragon Knight
avatar

Leader Point: : 136544
National Point : 101
Yaş : 25
Nerden : antalya
Mesaj Sayısı : 407
Ruh Hali : 6

MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   Salı Ekim 19, 2010 6:43 pm

+++++++++++
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
general_07
Dragon Knight
Dragon Knight
avatar

Leader Point: : 136544
National Point : 101
Yaş : 25
Nerden : antalya
Mesaj Sayısı : 407
Ruh Hali : 6

MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   Salı Ekim 19, 2010 6:44 pm

+++++++++++
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
general_07
Dragon Knight
Dragon Knight
avatar

Leader Point: : 136544
National Point : 101
Yaş : 25
Nerden : antalya
Mesaj Sayısı : 407
Ruh Hali : 6

MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   Salı Ekim 19, 2010 6:44 pm

+++++++++++
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
general_07
Dragon Knight
Dragon Knight
avatar

Leader Point: : 136544
National Point : 101
Yaş : 25
Nerden : antalya
Mesaj Sayısı : 407
Ruh Hali : 6

MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   Salı Ekim 19, 2010 6:45 pm

+++++++++++
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
general_07
Dragon Knight
Dragon Knight
avatar

Leader Point: : 136544
National Point : 101
Yaş : 25
Nerden : antalya
Mesaj Sayısı : 407
Ruh Hali : 6

MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   Salı Ekim 19, 2010 6:45 pm

+++++++++++
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
general_07
Dragon Knight
Dragon Knight
avatar

Leader Point: : 136544
National Point : 101
Yaş : 25
Nerden : antalya
Mesaj Sayısı : 407
Ruh Hali : 6

MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   Salı Ekim 19, 2010 6:45 pm

+++++++++++
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
general_07
Dragon Knight
Dragon Knight
avatar

Leader Point: : 136544
National Point : 101
Yaş : 25
Nerden : antalya
Mesaj Sayısı : 407
Ruh Hali : 6

MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   Salı Ekim 19, 2010 6:46 pm

+++++++++++
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
general_07
Dragon Knight
Dragon Knight
avatar

Leader Point: : 136544
National Point : 101
Yaş : 25
Nerden : antalya
Mesaj Sayısı : 407
Ruh Hali : 6

MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   Salı Ekim 19, 2010 6:46 pm

+++++++++++
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
general_07
Dragon Knight
Dragon Knight
avatar

Leader Point: : 136544
National Point : 101
Yaş : 25
Nerden : antalya
Mesaj Sayısı : 407
Ruh Hali : 6

MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   Salı Ekim 19, 2010 6:53 pm

+++++++++++
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
general_07
Dragon Knight
Dragon Knight
avatar

Leader Point: : 136544
National Point : 101
Yaş : 25
Nerden : antalya
Mesaj Sayısı : 407
Ruh Hali : 6

MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   Salı Ekim 19, 2010 6:54 pm

+++++++++++
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
general_07
Dragon Knight
Dragon Knight
avatar

Leader Point: : 136544
National Point : 101
Yaş : 25
Nerden : antalya
Mesaj Sayısı : 407
Ruh Hali : 6

MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   Salı Ekim 19, 2010 6:54 pm

+++++++++++
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
general_07
Dragon Knight
Dragon Knight
avatar

Leader Point: : 136544
National Point : 101
Yaş : 25
Nerden : antalya
Mesaj Sayısı : 407
Ruh Hali : 6

MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   Salı Ekim 19, 2010 6:54 pm

+++++++++++
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Peygamber Efendimizin Hanımları   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Peygamber Efendimizin Hanımları
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 5 sayfasıSayfaya git : 1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
 Similar topics
-
» PVP SW KURULUR qeL :)

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Pvp Server Tanıtımı,Pvp Server,pvp serverler :: General Forums :: İslam ve İnsan-
Buraya geçin: